Bir hümanist olarak, ruhun soyluluğuğuna inanıyordu ya da daha doğrusu güveniyordu. Fakat ruhun soyluluğunu, demokrasi fikri ile bağdaştırmak mümkün değildir: demokrasiide yöneten, insan değil halktır ve halk ruha inanmamadığı gibi, soyluluğa da inanmaz.
Halkın inanacak başka değerleri vardır.
Ölüme “ göçüp gitmek” diyen ya da “huzur içinde” ölündüğünü düşünen her kimse, diye düşünüyor Eliza, hiç ölüm görmemiştir. Ölüm vahşi bir şey, bir savaş. Vücut duvara tutunan sarmaşık gibi hayata yapışıyor ve onu kolay kolay bırakmıyor, bırakmamak için savaş veriyor.