İnsanlar Mekke’den dönen hacılara hikmet ehli, görüşlerine itimat edilecek biri olarak davranırdı. Köylüler hacdan dönenleri ahlakça ve mertebece en yüksek mevkiye koyardı. Gerçi bu durum sürekli olmazdı. Hacdan gelen kişi eski hayatını anımsatacak kötü bir tavır sergiler ya da ahlaksızlık yapacak olursa insanlar onun haccının makbul olduğundan kuşkulanmaya başlardı.
Girişte haçlar, çarmıha gerilmiş Messi ve haç şeklinde ahşap pervazlarla ayrılmış camları renkli pencereler vardı. Ancak, köylüleri en çok rahatsız eden şey manastırın giriş kapısının üzerine yerleştirilen zeytin ağacından yapılmış devasa haçtı. Daha önce pek çok haç görmüşlerdi ama böylesini ilk defa görüyorlardı. Cami imamı Şeyh Hüsnü haçı görünce, “Minareden bile yüksek!” deyince neredeyse büyük bir sorun çıkacaktı. Ancak, Hacı Mahmut Ağa müdahil olarak konuya son noktayı koydu. “ Yerin altında da olsak üstünde de olsak Allah ile aramızı ayıran mesafe aynıdır” dedi. Bir müddet sustuktan sonra devam etti, “ Allah’ın hepimizden daha iyi bildiği, bizzat onunla ilgili bir konuda fikir ayrılığına düşmeyeceğiz. Hristiyanlar İsa Mesih’in çarmıha gerildiğini söylüyor, Kur’an ise “Halbuki onu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler; (başkası ona benzer kılındığı için) şüphe içine düşürdüler” diyor. Bu durumda herkes için kesin olan şey ister peygamber olsun ister sıradan kişi olsun birisinin çarmıha gerilmiş olmasıdır. Bize düşen çarmıha gerilenin acısını hissetmektir.
Hacı Mahmud’un sözleriyle tartışma son buldu. İnsanlar haça farklı bir bakış açısıyla bakmaya başladı.