Mahkûm. Yazarın kalemiyle tanıştığım kitap.kitabin ismi bile aslında her şeyi anlatıyor. Ama bu defa mahkûm olan başkaları değil bizzat biziz. Kendi içimizde olan mahkûm. Gerçek manada bir hapishanede değiliz ama içimizdeki hapishanedeyiz. Bütün her şey mahkumun çevresinde dönüyor... Kendi içinde girdiği savaşı anlatıyor. Kalabalıklar içindeki yalnızlığımızı o kadar güzel betimliyor ki.. bir anda kendinizi bir Oğuz Atay kitabını okuyor gibi hissedebilirsiniz. Yazarın kelimeleri o kadar sade ve güzel akıyor ki hiçbir engele takılmadan kitabı bitirmiş oluyorsunuz. Mahkûmun yaşadıklarını okuyunca sanki kendi iç dünyanızı okuyorsunuz.
Mahkûmu izleyen Gölge var bir de aslında ikisi de aynı kişi . Gölge onu dışarda izleyen gözlemci...
... gelip geçer her şey gibi ,her şey gibi akıp gider bizim de hayatımız.İçindeyken farkına varamıyorum ve sanki hiçbir şey geçmeyecekmiş gibi, dalıp kayboluyorum....
Unutulduğum o amansız günler dalgalar gibi geçip gidiyor üzerimden.tutunacak bir dal arasam da kendimden başka bir şey bulamamıştım. Diğerlerinin hepsinde kırıldım, parçalandım, dağıldım ve unutuldum. Ne çok yoldan geçmiştim. .
.... Her cümlesi bu şekilde akıp gidiyor sizi de kendisiyle götürmeyi unutmuyor MAHKÛM...