Eskiden insan, adalet kavramını,yasa fikrini, Tanrı hissini kazanabildiği için kutsaldı; bugün ise, kendisini maddenin efendisi yapan bir teçhizat yaratabildiği için kutsal...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aşk Ahlakı; yeni insanı, insan ruhunu, insan bedenini, ahlakı, siyaseti sorunlarıyla birlikte kavramaya çalışan bütünlükçü bir girişimdir. Evrendeki pek çok alanı sadece bir yanı ile inceleyen bilimle adalet ve siyaseti bir bütün olarak ele alınamaz. Yani kısmi gerçekleri bilim bulmaya çalışsa da amaç total gerçeğe erişmektir.
Tolstoy, orduya katıldığında subaylardan birinin, yürüyüşte sırayı bozduğu gerekçesiyle bir askeri dövdüğüne tanık oluşunu anlatır. Tolstoy subaya şöyle der:
"Kendin gibi bir insana bu şekilde davranmaktan utanmıyor musun? Hiç mi İncil okumadın?"
Subay şöyle karşılık verir:
"Peki, sen, hiç mi Ordu Tüzüğü okumadın?"
Bu sert yanıt, maddi olanın yönetimini ele geçirmeye çalışan tinsel insanın yüzüne bir şamar gibi inecektir daima. Bana ise, çok akıllıca bir yanıt gibi geliyor. İnsanları maddi şeyleri elde etmeye yöneltenlerin adalet ve insafa ihtiyacı yoktur.
Amaç artık ötekileri geçmek veya yenmek değildir. Mücadele kendine dönüktür artık. Ama insanın kendini yenmesi, kendini geçmesi çabası ölümle sonuçlanır. Kendiyle rekabet, kendi gölgesini geçme isteğine benzer ve ölümcüldür.
Belli bir üretim düzeyinden itibaren insanın kendini sömürmesi, özgürlük duygusuyla el ele gittiği için, bir başkasını sömürmekten çok daha randımanlı ve başarılıdır. Başarı ve performans toplumu bir kendini sömürme toplumudur. Başarıya odaklı özne tamamen tükenişe kadar sömürecektir kendini.