Reşat YILDIZ

Reşat YILDIZ
@Resat_yildiz
Bir halden anlamaz cahile kul eyledi zaman bizi.
Alıntı

Fırat

@Firat0207
·
Alevilik/4 Kapı 40 Makam/ Dewriye !
ALEVİLİKTE VARDAN VAR OLMAK ve HAKKA YÜRÜMEK DEVRİ DAİM Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum. Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum. Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum. Öyleyse ölümden korkmak niye? Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm, Ya da alçaldığım görüldü mü? Bir gün insan olarak ölüp, ışıktan bir yaratık rüyaların meleği olacağım. Fakat yolum devam edecek. Dün vardım, bugün varım, yarın yine var olacağım. Formlarım başka, başka olsa da tohumum hep ayni çünkü ben sonsuz olanın (vardan var olan) Her seferinde farklı bir haldeyim (don değiştirmek). Tek gayem tüm duyguları maddede deneyimlemek (4 kapı 40 makam kâmil insan olmak). İyi de olabilirim kotu de her biri benim yasam derslerim. Öğrenmeye ilerlemeye ve gelişmeye geldim. Ben tanrısal(hakkin)zekânın ortak bir yaratımıyım. Evrenin küçük bir nüshasıyım. Ben bütünü tamam eden güzelin (sır olan batini) değerli bir parçasıyım. Kâinattan yansıyan bir zerreyim. Ben tanrının yasam bulmuş, bedenlenmiş bir formuyum. (İnsan hakta hak insandadır) her geliş gidişimde başkayım(devriye). Ruhum (öz ışık) beden (Alevilikte kabuk deyimi) vasıtası ile deneyimler kazanıp gelişiyor. Bürgün tüm dersler bittiğinde alacak verecek bir şey kalmadığında burada olmayacağım (hak ile hak olmak) başarıyla bitirilmiş bir görevin verdiği huzurla geçici olanları bırakıp sonsuzluğun içinde yok olacağım. Her zaman vardım ve daima var olacağım (asla azalmayan değişmeyen ve yok olmayan vardan var olan enerji) kimi zaman madde formunda kimi zamanda ışık formunda olacağım. Yaşam ise bu yolculuğa vesile olacak. Tekâmül (Alevilikte devir kuramı) serüveninin sırrı maddeden ışığa dönüşmekte gizlidir. Alevilikte insan merkezdir iyi güzel kötü ve çirkin, kişinin kendisinde barındırdığı huy ve alışkanlıklar kendisinin aynasıdır. Bu nedenledir ki insan
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ve İpek Ve Aşk Ve Alev
Sana böyle akmaktan çok korktuğum için oldu herşey, şelâleler de bu yüzden ilgilendiriyor beni. dünya çok üzücü bir yerdi, savaş filmlerini ve samurayları eskisi gibi sevmiyordum... bir boşluktan aşağı mı bırakıyordum kendimi... teller tenimi çizip canımı mı yakıyordu... mutsuzluğuma mı alışıyordum seni severken... yoksa kan kaybından mı ölüyordum... Daha fazla parçalanacak parçam yoktu... .. Ben meleğimin kanatlarını kırdım, ordan geliyorum. Siz yine de ikiz bardakları kırmayın. Bir deliydim, elementlerin de ruhları olduğuna inanıyordum, aklıma suyun intiharı geliyordu hep, şelâle deyince, divaneliği söylüyordum. sana böyle akmaktan çok korktuğum içindi. şelâlenin sinirini bozdum az önce ordan geliyorum. elveda ırmak, hoşçakal alacakaranlık geçtim yıllar sonra anımsanacak alınganlıklardan silahlar ve bellek gerektiren aşkın seramik teninden, itinalı ve alıngan yüzümün gürültüsünü unuttum şüpheci ve med-cezir aşkından oldu böyle acemi düştüm.
“Ve bazen, gördüm ben, insanın, gördüğünü sandığı o şeyi.” Arthur Rimbaud..
Layık olduğu yere düşen gül, düşemeyen kül olur...
Janya
tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş kiliselerin çanları sağır… minareler kısa… dekolte doktrinler giyinmiş abdal… geç kalmış, geç yağmış yağmurlarla dolmuş sarnıçlar, yırtıcı bir neşter darbesiyle, bulanmışlar nükleer sevdalardan olan kuleler, rokoko kristallerle süslenmiş tünellerde lime lime olmuşlar, bikes düşlere darılmışım, sıçramışım ve gelmişim Janya, sızlayışlarıma vokalistlik yapsana (dağ keçisi kavmine uyku haramdır) antik, mitolojik ve çatlamış bir heykelim, irin akıyor benden, içimin semasında, martılar kamikazeyî uçuşlar yapıyor, buğdayî hasretler, acılar değirmeninde, bir an olsun dinmiyorlar, filizlenmiyorlar, ufaldıkça ufalıyorlar, alfabelerden bir harf eksiliyor öldüğüm zaman, aahhh… yazık Janya, yüreğim ağzımdan çıkacak oluyor kahırlardan… kula renginde kaç akşam geçip gittiyse de, hayaller gemisinden sarı saçlı bir kıvılcım inmedi, bir deri bir kemik kalmış duygularımın kıyılarına, kül rengi entarisinin içinde sahte bir peygamber, yalandan da olsa elini uzatmadı bana, davet etmedi beni cemaatine, kahpe bir melek kucak açmadı, yılanlar bile aforoz ederlerdi beni sürülerinden, kulsuz bir tan- rı kadar bir başıma kalırdım, şeyhi ve müridi olduğum mezhepler, çarmıhlarda beni yaratırdı, gözlerimi veronikanın kanlı mendi- line her sürdüğümde, pas- lı bir hıçkırıkla, kurtlar gibi uluyordum hep, deliliğin ustası (olarak) kaldım, hoyrat et senden bir titreyişlik ruh ister,
Şiir