Böyle bir
davranış gerçekten ağır bir suç olurdu. Kendimi bilge
sanarak ölüm korkusuyla tanrı sözüne baş
eğmeseydim, o zamanmahkemeye pek haklı olarak çağrılabilir, tanrıların varlığını yadsımakla
suçlanabilirdim. Çünkü, yargıçlar, ölüm korkusu,
gerçekte bilge olmadığın halde kendini bilge sanmak
değil midir? Bilinmeyeni bilmek savı değil midir?
İnsanların,korkularından, en büyük kötülük saydıkları
ölümün en büyük iyilik olmadığını kim bilir?Bilmediğimiz
bir şeyi bildiğimizi sanmak gerçekten utanılacak bir
bilgisizlik değilmidir? İşte yargıçlar, ancak bu noktada
başkalarından farklı olduğuma inanıyorum.Belki de
onlardan daha bilge olduğumu ileri sürebilirim: Ben,
öteki dünyada olup bitenler hakkında pek az bir şey
bildiğim halde, bir şey bildiğime inanmıyorum; fakat, tanrı
olsun, insan olsun, belki, kendinden daha iyi olanlara
haksızlık vebaşkaldırının bir kötülük, bir namussuzluk
olduğunu biliyorum; ben kötülük olduğunuiyice bildiğim
şeylerden korkarım, ama iyilik olmadığını
kestiremediğim şeylerden nekorkar, ne de sakınırım.
Belki biri şöyle diyecek: “Sokrates, seni böyle zamansız bir sona sürükleyen bir ömürden utanç
duymuyor musun? “Bana bunu soracak olana açıkça
yanıt verebilir ve diyebilirim ki: Dostum, yanılıyorsun.
Değeri olan bir kimse, yaşayacak mıyım yoksa ölecek
miyim, diye düşünmemelidir; bir iş görürken yalnızca
doğru mu eğri mi, yürekli bir adam gibi mi yoksa
tabansızca mı davrandığını düşünmelidir.
Beni suçlayanların üzerinizdeki etkisini
bilemiyorum; fakat sözleri o kadar kandırıcıydı ki, ben
kendi adıma onları dinlerken az daha kim
olduğumu unutuyordum.