Eğer bizden beklenenler hakkında özgürce tartışamadığımız bir ortamdaysak, orada
bir yanlış vardır. Bir masada, oradaki herkesle eşit şekilde “Ben şu konuda bana yanlış
davrandığınızı düşünüyorum,” diyemiyor, başkalarıyla onların bize davranış şekilleri
hakkında konuşamıyorsak, hatta bu davranış biçimlerini sorgulamamıza izin
verilmiyorsa, orada bir istismar vardır.
Bu “başkaları”, anne-babamız, dedemiz, öğretmenimiz, kısaca herkes olabilir. Biri bize
ne kadar yakın olursa olsun, onu ne kadar seversek sevelim, herkes bizden ayrıdır;
kendimiz dışındaki her insan, bir başkasıdır.
Ayrı bireyler olmamız, aile birliğimize zarar vermez. Tam tersine, bu birliği daha
güçlü, daha sağlıklı hâle getirir. Birbirimizin farklılıklarına ne kadar saygı duyarsak o
kadar “iyi aile” oluruz. Ne kadar ayrıysak o kadar iyi birleşiriz.
Asıl mesele sınavı kazanması değil, kazanabilmesi için neler yaptığı, neler kazandığıdır. Dününden daha iyi olmasıdır. Budur insanı kazandıran aslında.
Toprak ve su şifadır. Vücudun elektriğini alır. Bu nedenle insan yıkandığında rahatlar. Çıplak ayakla toprak üzerinde yürümek de aynı etkiyi yapar. Maalesef çocuklarımız şu anda bunlardan uzak büyüyorlar. Şehir hayatında çocukların oyun alanları da plastik oldu.