Dışarıdan gelen her şey onun düzenine tâbiydi. Onun renklerini benimser, onun üstüne düşer, onun ışığıyla büyür, küçülürdü. O kadar ki Mümtaz'ın hele son günlerde "benim" diyebileceği ve kendi başına yaşadığı bir hayatı yoktu.
Hayır, Allah'tan bir şey istemeyecekti artık. Onu kaderiyle veya ömrünün arızalarıyla karşılaştırmayacaktı. Çünkü istediği şey olmazsa kaybı iki misli olacaktı.