Dünya küçük...
Herkes altı adım yakın birbirine
Ve altı kol boyu uzak bir diğerine...
Dünya küçük...
Aynı karından doğmasan da kardeşin bir nefes ötende...
Hiç bırakmadım kardeşimin elini. Hiç... Resim yapmayı öğrettim ona. Harfleri, notaların bazılarını, bebek elbisesi dikmeyi, köpeklerden kaçmayı, pilav yapmayı, evcilik oynamayı, kendini korumayı, kedi sevmeyi, yarasını iyi etmeyi, ayakta kalmayı, kayısı toplamayı, çamurdan ev yapmayı...
Hastalandık, düştük, yararlandık, âşık olduk, hata yaptık, başardık, diplomalar aldık... Kavga ettiğimiz de oldu ama hiç küsmedik.
Biz kocaman dünyada üç kardeştik...
Ah, biz nasıl büyüdük...
Oysa kara görünmüştü...
Çok uzakta değildi. Sanki kulaç atsam oradaydım , kıyıda. Sanki tamamlandı herşey, güneş tepede , rüzgâr bizden yana... Ama fırtına beklemez körfeze girmeni. Olsun. Kaç kez ulaştı bu yorgun gemi o kıyıya. Yelkeni yırtık olsa da kaptanı bırakmaz dümeni..
Zamanın ağır ve uzun uykusuyla buruşan ipek bir çarşaf. Bu yüzden, aynaya baktığımda şimdi gördüğüm, vaktiyle pürüzsüz bir suretin kırık, buruk , yorgun yansıması sadece. Gençlik hikayemiz değil kırık olan , bizdeki anısı.