"Ne kadar az insanda sahiden hâlden anlayan bir ruh var! " dedi içinden. Kafasında bir ruh canlandırdı, kendini tamamıyla hemcinsinin yerine koyabilen, onun en gizli acılarını hissedip derinlerindeki zaaflarına eğilebilen. "Nasıl güzel bir ümit!" diye geçirdi aklından. "İlahî merhamete ne mucizevî bir yakınlık, ne büyük teselli, ne güzel şenlik!" Fakat bunun üzerine yanındaki insanı dikkatle dinleyebilmeyi bile becerebilen ne kadar az insan olduğu geldi aklına, çünkü o, aralarında bir fark görmeden daldan dala atlayan iyi niyetli insanlardandı. "Söz gelimi sıradan hål hatır soruları, çok ciddiyetsiz değiller mi?" diye düşündü. "Gerçekten içinden geçeni bir kez olsun teferruatıyla söylemeye gör, karşındakinin sıkıldığını ve başka şeyler düşündüğünü hemen fark edersin!"
“Bilim insanının hisleri kısıtlı; pratik insanın haydi haydi öyle. Tıpkı kollarınla bir şey tutman gerektiğinde bacaklarının sabit durması kadar gerekli bir şey bu." Olağan şartlar altında kendisi de öyleydi. Düşünmeye başlar başlamaz, isterse bizatihi duygular hakkında düşünsün, duyguya ancak temkinli geçit veriyordu. Agathe bu durumu soğuk buluyordu; Ulrich ise biliyordu ki: Tamamıyla başka türlü olmak istiyorsan, ölümcül bir maceradaymış gibi önce hayattan vazgeçmen lazımdır, çünkü işin nereye varacağını asla tasavvur edemezsin! Artık heveslenmiş, korkusu kalmamıştı.