Gİrişimcilik tarihinden alınabilecek en önemli derslerden biri şudur: Büyük işler yapmak için girişimler başlatanlar, büyük paralar da kazanabiliyorlar. Büyük paralar kazanmak için işe katılanları da büyük paralar kazanabiliyorlar, ama büyük işler yapamıyorlar.
Ne var ki, uzak bir geçmişten geriye hiçbir şey kalmadığında, insanlar öldükten, nesneler yok olduktan sonra, bir tek, onlardan daha kırılgan, ama daha uzun ömürlü, daha maddeden yoksun, daha sürekli, daha sadık olan koku ve tat, daha çok uzun bir süre, ruhlar gibi diğer her şeyin yıkıntısı üzerinde hatırlamaya, beklemeye, ummaya, neredeyse elle tutulamayan damlacıklarının üstünde, bükülmeden hatıranın devasa yapısını taşımaya devam ederler.
Az önce çok güzel bir cümle okudum. "Dil, ağrıyan dişe gider." Fiziksel ve tıbbi gerçekliğinin yanı sıra ; ruhsal ve duygusal bütünlüğün ve yaraların da açık ameliyat hâli olsa gerek bu kan kokulu cümle..
Çevremizdeki nesnelerin durağanlığı, bu nesnelerin başka nesneler değil de, onlar olduklarından emin olmamızın, Yani düşüncemizin onların karşısında durağan olmasının zorunlu bir sonucudur belki de.