Evlilik ilişkisindeki eşler erkek ve kadın olarak anlamlarını kaybetmişler, evlilik içinde insanın kendini güvenlikte hissettiği ama
canının sıkıldığı birincil aileye dönüşmüştür. Sadık kalmayan eş, ailesinden kopmaya çalışan genç erişkin gibidir, dışarı gitmek ister çünkü güvenlik, bağlanma ve görev duygusu boğacak gibi olur onu.
Aşk biter, çünkü itici gücü cinselliktir ve cinsellik de ilkeldir. İhtiras ve arzu sevginin diğer özellikleriyle, örneğin saygı ve hayranlık duygusuyla bağdaşmaz. Bu nedenle de aşk çok kısa bir sürede ya tutkusuz bir dostluğa ya da saf cinsel ilişkiye dönüşür.
Aşk biter, çünkü idealize eder, bu da yanılsamadan başka bir şey değildir. Hayallerin etkisi altında âşık oluruz; zaman aşkın düşmanıdır, çünkü gerçekliği gün ışığına çıkarır ve yanılsamanın
geçmesine neden olur. Bu nedenle aşk ya tutkusuz, çıplak bir saygıya ya da acı bir hayal kırıklığına dönüşür.
Aşk biter, çünkü çok kolay nefrete dönüşebilir. İnsan ruhunun karanlık yüzü kendini gösterir ve romantizmin yumuşaklığı
doğuştan gelen agresyonla olan iktidar savaşını kaybeder. Bir romans karanlık bir gecede atılan havai fişeklerine benzer, güzel
ama geçicidir.
Aşk biter, çünkü hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bu durum insanlar için de geçerlidir. Hepimiz ilişkilerimizde devamlılık isteriz,
bu nedenle de hem kendimizi hem karşımızdakini durmadan hayal kırıklığına uğratıp dururuz. Ya biz ya karşımızdaki sadakat kayığını kayalıklara çarpıp parçalar.
Hayatımız üzerinde çok az söz sahibi olduğumuzu fark edip bunu kabullenebildiğimizde, yani çıtayı biraz daha aşağı çekebildiğimizde, belki alkışı az, ama huzuru çok bir hayata ilk adımlarımızı atabiliriz sanırım