Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kestiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi.
“Bak, Minguinho, ben on iki çocuğum olsun istiyorum, sonra on iki tane daha. Anladın mı? İlk on ikisi hep çocuk kalacak ve asla dayak yemeyecek. Öbür on ikisi büyüyüp adam olacak. Onları karşıma alıp soracağım: ‘Sen ne olmak istiyorsun, evladım? Oduncu mu ? Tamam, buyur: Al sana bir balta, bir de kareli gömlek…”
Evet, öldüreceğim. Çoktan başladım bile. Öldürmek derken öyle Buck Jones’un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi kastetmiyorum. Öyle değil. Kastettiğim onu kalbimde öldürmek. İyiliğini istemekten vazgeçmek.