En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç azap ve korku idi.
Bazen düşünürüm , ne kadar garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun ve bir tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile bana gittiği söylenmediği halde yedi sekiz defa geldi ve o geldi diye biz sevincimizden, davul zurna sokaklara fırladık.
Böylece hem geriliğe ayık olduğu cezayı veriyor hem de ileri düşünüşün hakkını teslim ediyorduk. insan yaratılışı tam bir eşsizliğe razı olamaz. Ufak tefek imtiyazların teşvikine de muhtaçtır. Diyebi lirim ki bizzat iyilik dahi ancak ceza görmesi ve ayıplanması icap eden bir kötülüğün bulunmasıyla kabildir.