Yere düşmedi ,göğe de çıkmadı.Sadece sert bir rüzgar esti ,elimdeki elbise parçasını savurdu. Sanki tüm ciğerlerim Leyla'yla doldu. Hücrelerime kadar hissediyordum Leyla'yı. Damarlarımdan kan değil Leyla'nın saçları uzanıyordu sanki kalbime doğru. Terlemeye başladım. Ateşler içinde yanıyordum.Ağlamaya başladım.Gözlerimden kumlar aktı. Mideme sert bir darbe yemiştim sanki.Kusmaya başladım.Ağzımdan kumlar boşaldı. Ellerime baktım.Parmak uçlarımdan başlayarak bileklerime kadar kum olup eridi ellerim. Önce ayakkabım kumla doldu, ardından dizlerime kadar kum içinde kaldım .Bacaklarım, kollarım, yüzüm ,saçlarımın uçlarına kadar kum olup eridim. Kendi çölünde kaybolan bir Mecnun değil, kendisi çöl olan bir Mecnun oldum. Şimdi Leyla bir rüzgar esintisi. Bense çölde bir kum tanesiyim. Belki şu koca çölde bir meltem eser diye bekliyorum. Eser de Leyla bir kez olsun bana dokunur diye bekliyorum
İnsan en büyük hatayı zaman konusunda yapıyo. Zamanın sahibi sanıyo kendini. Nasılsa yaparım, daha zamanım var diyo her seferinde. Oysa zaman akıp gidiyo ellerinden. Sonra kömürlüklteki bisiklete bakıp yıllar ne çabuk geçmiş diye hayıflanıyo kendi kendine. Şu arkadaki iki tekeri neden sökmedin ulan İskender diyo. Oğlunun büyümesine yardım etmek varken neden dışardan izledin? Her şeyi ailen için yaptığını sanarken neden onlarla daha fazla zaman geçirmedin?