Destanarjin

Destanarjin
@Robinciya
Söylesene VERA!  Çocuklara sıkılan hangi kurşun kahpece değildir?  Öfkemiz taş doğursun VERA  Taş doğursun, yüreklerimizi söksün yerinden...

Destanarjin

, bir kitap okudu
Puan vermedi·319 syf.·
Beğendi
·
2019 4. kitabı
Noam Chomsky
8.7/10 · 35 okunma
Reklam

Destanarjin

, şu anda okuyor
79 syf.·
Beğendi
Şenol Erdoğan
6.7/10 · 12 okunma
Şiddet ile mizah sinemanın başlangıcından bugüne birliktelik içinde olagelmişlerdir ve bu birliktelik yıllar içinde artış göstermiştir. Sinemada şiddet, seyirci için rahatsızlık verici olsa da adaleti sağlamaya yarayan işlevinden dolayı kabul görmekte ve filmlerin neredeyse ayrılmaz bir parçası durumuna gelmektedir. Şiddet, adaleti sağlama işlevinin yanı sıra seyircinin zarar görmeyeceği bir ortamda heyecan ve oyun deneyimi yaşamasına da hizmet etmektedir. Daha çocukluk yıllarında seyircinin sinemadaki şiddetle ilk tanışmasına aracılık eden şey mizahtır. Mizahın sert bir türü olan ve saçma, anlamsız, mantıksız, çelişik, çizgi dışı, alışıldık olmayan veya komiklik derecesinde alakasız durumlar veya olaylar için kullanılan absürt kavramıyla iç içe geçmiş bulunan kara mizah ise, normalde gülünmesi düşünülemeyecek durum ve kavramları komedileştirmekte, kendisine herhangi bir sınır veya tabu koymamaktadır. Başlıca karakterleri suç dünyasının içinde ya da kıyısında yaşadıkları için Tarantino filmlerinde şiddet öğelerine bol miktarda rastlanmakla ve hatta şiddet zaman zaman görkemli/abartılı biçimde görselleştirilmekle birlikte, şiddeti kendi içinde amaç olarak ele alan filmlerden farklılıklar da görülmektedir. Bu bağlamda Tarantino filmlerindeki şiddet ‘aşırı-gerçek’ olan türe girmekte, gerek sekanslarda filmsel zamanın yerini gerçek zamanın almasıyla gerekse de kara mizahın devreye sokulmasıyla, bu tür içinde şiddet hem sıradanlaştırılmakta hem de estetize edilmektedir. Yönetmenin filmlerindeki beklenmedik, sözlü veya görsel gelişmeler, yaygın kabul gören ve çoğu mizahi durumu açıklayıcı nitelikte olan rahatlama, üstünlük ve uyuşmazlık kuramları içinden uyuşmazlık kuramı yardımıyla analiz edilebilecek nitelikler sergilemektedir. Hollywood filmlerinde pek rastlanmayan
Yunan mitolojisi, insanlığın altın çağının ateşin çalınmasıyla sona erdiğini anlatır. Tanrılarla dostluğu bozulan ve kovulan insan için düşünülmüş olan esas ceza ise kadındır. Güzel, naif, bir o kadar zehirli olan kadın. Mitolojide ilk ceza ve dinde ilk günah kadının yaratılmasıyla gerçekleşmiştir. Ya da bütün bu anlatılar, toplumsal dönüşümde altın çağından olan insanın hikayesidir. Cinsiyet algısının kendisi esasında bir çöküşün habercisidir. Varlığa gelişi zıtlık ilişkine bağlı olan doğada kültür ihdas edebilen tek canlı olan insanın özünden uzaklaşmasının alametleri, unuttuğu tarihine mevcut zihin yapısıyla yeniden kurguladığı hikayeler yerleştirmesinde görülmektedir. Doğadaki dengenin sürekliliğini sağlayan zıtlığa değer temellendirmesi üzerinden anlam yükleyerek tarafları üstün–aşağı olarak nitelendirmek, tarihsel süreçte bir cinsiyetin diğerine tahakkümünü meşrulaştırmıştır. Bu noktada, kadının her şeyin yaratıcısı Ana Tanrıçadan lanetli tanrıça Medusa’ya dönüşümü, cinsiyetçilik mevzuunda çok şey anlatmaktadır. Ancak Yunan mitolojisi bu dönüşümde zincirin son halkasıdır. Dolayısıyla, meseleyi tam manasıyla anlayıp çözebilmek için çok daha gerilere gidip Sümer ve Hint mitolojileri gibi Tanrıları ve insanı başka türlü tasvir eden anlatılara bakmak gerekmektedir.