Bir gün gelirde tutarsam ellerini
Bakarsam gözlerine sevgi dolu
Doğarsa sende yeniden bu beden
Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
Sen adını koyamadığım
sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
sen ruhu revanım sen yaşama sevincim...;
yasaklım... adı bende saklım...
senin adın kavuşmak olsun.
senin adın,...
senin adın seviyorum olsun ...
seviyorum olsun..
Filistin yani bugünkü İsrail’de yerleşmeleri sürecinde üç ana döneme işaret
etmektedir. İlki İbrahim ve Hebron'la ilgili olup İ.Ö. 1850'lerde gerçekleşmiştir.
İkinci bir göç dalgası, sonradan İsrail ('Tanrı ona güç versin!') olarak
adlandırılan, İbrahim’in torunu Yakub'la ilişkilidir; Yakub, Şekem (Shechem)'e,
yani bugünkü Batı Yakasındaki Arap kenti Nablus'a yerleşti. Kitabı Mukaddes,
sonradan İsrail’in on iki kabilesinin atalarını oluşturacak olan Yakub'un
oğullarının Filistin'deki şiddetli bir kıtlık esnasında Mısır'a göçtüklerini söyler.
İbrani yerleşmesinin üçüncü dalgası ise İ.Ö. 1200 sıralarında, İbrahim’in
torunları olduğunu söyleyen bir kısım kabilenin Mısır'dan gelip Filistin'e
yerleşmeleriyle gerçekleşti. Bunlar, kendilerini Mısırlıların esir aldığını ama
liderleri Musa'nın tanrısı olan Yahova tarafından kurtarıldıklarını
anlatmaktaydılar. Zorluklar içinde kendilerine Filistin'de bir yer edindikten sonra
buradaki İbranilerle ittifak oluşturdular ve İsrail halkı olarak tanındılar. Kitabı
Mukaddes, bizim eski İsrailoğulları olarak bildiğimiz insanların, esas olarak
Musa'nın Tanrısı olan Yehova'ya sadakatin birleştirdiği değişik etnik gruptan
insanlardan oluşan bir konfederasyondan başka birşey olmadığını açıkça dile
getirir...
Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!