Üşüyen, boş tarlalara meyvelerini bırakan gecikmiş bir sonbahar gibi gelen bu tutkuda, dokunulmamışlığın gücü, kanın zorlayıcı nöbetlerine asla kapılmayan yaşanmamış gençlik günlerinin bolluğuyla birleşti.
Yırtılan bir tülün arasından bakar gibi bir anda hayatını gördü, şimdi ne kadar yoksullaşacağını, ne kadar zavallılaşacağını, ne kadar çirkinleşeceğini hissetti.