Yaşam, ancak bir var olma nedeni görüyorsak, bir amacı varsa, zahmete değiyorsa çekilir. Birey, tek başına, kendi etkinliği için yeter bir amaç değildir. Birey pek küçük bir şeydir. Yalnız uzamla değil, aynı zamanda zamanla da sınırlıdır.
Çünkü evlilik, nüfusun tümünde mekanik olarak bir çeşit eleme yapar. Her canı isteyen evlenemez. Birtakım sağlık, varlık ve ahlak koşullarını bir araya getirmedikçe insanın aile kurmada işinin rast gitmesi olasılığı düşüktür. Bunu yapamayanlar, bazı uygun koşullar beklenmedik biçimde bir araya gelmezlerse, isteseler de istemeseler de bekarlar sınıfına düşerler; öyle ki o sınıf ülkenin insan artıklarını içerir. Sakatlara, iyileşmez hastalara, fazlasıyla yoksullara ya da adı zırdeliye çıkmışlara hep bekarlar arasında rastlarız. Bundan ötürü toplumun bu kesimi geri kalanından o denli aşağıysa, bu aşalığı yüksek bir ölüm oranıyla ortaya koyması olağandır. Bu varsayımda intihardan, cinayetten ya da hastalıktan koruyacak olan aile değildir. Evlilerin yararlandığı ayrıcalık, sadece vücut ve ruh sağlığı konusunda ciddi teminat verenlerin aile yaşamına kabul edilmesinden ileri gelmektedir.
Zihinleri yapay olarak birbirine zincirleyerek onları bağımsızlık sevgisinden uzaklaştıramayız belki, ama yeni bir denge kurmak için zihinleri özgür bırakmak da yetmez. O özgürlüğü yeterince kullanabilmeleri de gerekir.
Bilgi kendisinde var olduğu sanılan eritici etkiye sahip değildir ama o, kendisini ortaya koymuş olan çözülmeyle savaşabilmemize olanak veren tek silahtır.
Niyet fazlasıyla mahrem bir şeydir; ona ancak dışarıdan kabataslak yakıştırmalarla ulaşılabilir. Hatta insan kendini içeriden gözlemlerken bile niyeti ıskalayabilir. Attığımız adımların gerçek nedenleri konusunda pek çok kez yanılmışızdır. Küçük duyguların esiri altında ya da körü körüne izlenen bir alışkanlıkla gerçekleştirdiğimiz edimleri hep gönül yüceliğimizle ya da yüksek düşüncelerle açıklarız.