MASA
Ne zaman bir masaya otursak
Seninle karşıkarşıya,
Masa durmadan uzuyor aramızda.
Tozlu bir yol oluyor giderek
Ve ben başlıyorum koşmaya.
Sonra bakıyorum hiç değişmemiş,
Duruyor olduğu gibi
Aramızda cansız masa.
Kestiremiyorum bir türlü
Uzak mısın, yoksa yakın mı bana.
Derken içimde bir korku
Başlıyor mayalanmaya.
Ve omuzumda bir kuzgun,
O parlak siyahlığıyla
Alayla bakıyor suratıma
SAVRULAN
Görüyorsun bir acıyı gidiyoruz seninle,
Örselenmiş söz yığınları bırakarak
Kırık tekerlekler gibi ardımızda.
Ve üstümüzde döneniyor çaylak sürüsü,
Doyabilmek için yaralı bir aşkla.
Konup göçüyoruz böylece acıyla birlikte.
Bir imgeye dönüşen rüzgârın önünde
Savrulan ve toza boğulan,
Soluk ve üzgün bir mendilin peşinde
Üstünde birkaç damla gözyaşı olan,
Koşuyoruz her şeyin silindiği bir yere.