Yani akıllandım , artık insanlara bakıp şöyle demekteyim : Bu iyi adamdır , şu kötü. İster Bulgar olsun , ister Rum isterse Türk ! Hepsi bir benim için . Şimdi , iyi mi kötü mü , yalnız ona bakıyorum . Ve ekmek çarpsın ki , ihtiyarladıkça da , buna bile bakmamaya başladım . Ulan ister iyi , ister kötü olsun be ! Hepsine acıyorum işte ..
Bu kadar güçlü olan ve insanlardan bu kadar iğrenebilen , bununla birlikte , bu kadar keyifli olup onlarla güreşebilen bu adamı süzüyordum. Ben ya keşiş olmalıydım ya da insanlara dayanabilmek için onları yapma kanatlarla süslemeliydim.
“Gübre ve pislikten bir çiçek nasıl filizlenip beslenir ? Varsay ki Zorba , insan gübre , özgürlük de çiçektir.”
Zorba yumruğunu masaya vurup , “iyi ama,” dedi ya tohum? Bir çiçeğin bitmesi için tohum gerekli. Bizim pis içimize , böyle bir tohumu kim koydu ? Bu tohum niçin iyilik ve namusla beslenip çiçek açmasın ? Ve kanla pislik istesin ?