"Sizce ben"i defterin dışından; bir öykünün kahramanını tanır gibi yeniden okudum. Gözlerimin tatlı yaşını, bâd-ı sabâ incitmeden kurutsun diye penceremi açtım. (Siz de deneyin bazen bunu, elinizle bir hışımla silmeyin gözyaşınızı. Her yaş silinmez, ben çok sonra fark ettim. Yüzünüzde kurusun bazı yaşınız. Sessiz bir iz olsun. Sezeni az olsun. Feyz ile akmışsa ona el değmesin. Kederle akanı silin gitsin! Yıkayın hatta suyu suyla. Ama ılık ılık akıyorsa siz değmeyin, değdirmeyin; göğün eşsiz nefesi değsin.) Düştü bak yine çenem! Hep uslu uslu dinleyen seherin işleri... Gürültü söyletmez insana. Sükût inletir. Derken âdetim olduğu üzere göğe doğru bakıp uzun uzun düşününce şöyle dedim; ben tam da böyle bir kurguda yer almak isterdim. Ne eksik ne fazla. Evet dedim evet, her şeye rağmen. Derin kayıplar ve kadîm hasretler dahil. Biliyorum dedim, yarın yeniden başka bir anlamsızlığın ortasında hikmet avlayacaksın, yine acılarda sızlayacaksın ve iknâ edeceksin kendini dipsiz geceye. Sus dedim olsun, sus. Seher şimdi. Ve nasılsa asılsız bir dedikodudur gece, her seher için.
Demem o ki yalnızlığımın ziyneti güzel insanlar, hepiniz bir olup beni yazgıma bir kere daha râzı ettiniz şu seher vakti. Söyleyin bakalım şimdi; benim size yaptıklarım, sizin bu yaptığınız iyiliğin yanında ne ki...
Durun bakalım durun. Ben size teşekkür ederim.