Peki, başka ne diyeyim? İçimizden geçen düşünceler dışardan görü
nüyor mu ki? İnsanın ruhunda koca bir ateş yanıyor olabilir, ama hiçbir
zaman kendi kendisini ısıtamaz onunla; gelip geçenlerse yalnızca bacadan çıkan cılız dumanı görürler ve yollarına devam ederler.
Görüyorsun, hiç durmadan
kafamı meşgul eden bu. Derken kendimi yoksulluk yüzünden dört yandan kuşatılmış hissediyorum, ulaşamayacağım kadar uzakta olan belirli
işlerin belirli gerekli şeylerin dışına itildiğimi duyuyorum. Melankoliden
kurtulamamamın nedenlerinden biri bu işte; sonra, dostluğun, güçlü, ciddi sevgilerin olabileceği yerde bir boşluk buluyor insan içinde, moral
enerjisini kemiren bir düş kırıklığı duyuyor; sanki yazgı, sevecenlik içgü
dülerine karşı bir barikat kurmuş, içimde bir iğrenme seli yükselip beni
boğacak gibi oluyor. Ve haykırıyorsun: “Daha ne kadar sürecek bu T an
rım!”
Tutkulu, coşkulu, duygularına çabuk kapılan bir insanım ben. Ufak tefek, ya da biiyük delilikler, saçmalıklar yapabilecek bir tabiatım var; yaptıklarımdan az ya da çok pişman oluyorum daha sonra. Kimi
kez, sabırla beklemek daha yerinde olacakken, aklıma geleni anında yapıyor
ya da söylüyorum. Başkaları da aynı yanlışlıkları yaparlar kimi kez sanıyorum.
Hal böyleyken, yapılacak ne var? Kendimi, tehlikeli, hiçbir işe yaramaz biri gibi mi görmem gerekir?