İnsanın herhangi bir duyusu, algıladığını bilme özelliğine sahip olmadığından duyu araçlarında zafiyet veya hasar bulunduğunda insan bir şeyi algıladığını fark etmeyebilir. Fakat aklın idraki böyle değildir. Akıl, idrak ettiği şeyi ,farkındalıkla idrak eder ; çünkü akıl aynı zamanda farkındalığa özleştir ve farkında olunmayan bir şeyin akıl tarafından idrak edildiği iddia edilmez. Bu sebeple "Aklın makûlü idraki, duyunun duyuları idraki gibi değildir, akıl idrak ettiği şeyle özdeşir ve onun ta kendisi haline gelir."
Rahmetin de zulmetin de bahanesi kulun davranışı ve gayretiydi.
O halde kul, sebeplere yapışmakta kusur etmemeliydi. Oturup dua ile yetinmemeliydi. Duanın gereğini de yapmalıydı. Yani sabır, güven,çalışma ve hareketi birbirine katmalıydı.