Eğer bir hayvan zarar verildiğinde bir insandan daha fazla acı çekecekse, o zaman birinden birine zarar vermeniz gerektiğinde insanı seçmek daha mantıklıdır.
Rawls, tartışmaya yol açacak şekilde, yetenekli bir atlet ya da yüksek zekâlı biri olmanın, otomatik olarak bireylere daha yüksek kazanca sahip olma hakkını vermeyeceğine inanır. Bunun bir nedeni de sportif yetenek yada zekâ gibi şeylerin, şans meselesi olduğuna inanmasıdır. Çok hızlı bir koşucu ya da muazzam bir basketbol oyuncusu ya da üstün zekâlı biri olmanız, daha çok kazanmayı hak ettiğiniz anlamına gelmez.
Gerçekten ne hissettiğimizi ve ne yapmak istediğimizi kendimizden saklarız. Bu düşüncelerden bazıları şiddet içerir, pek çoğu ise cinsel içeriklidir. Açığa çıkarılmayacak kadar tehlikelidirler. Zihin onları bastırır, bilinçdışının derinliklerinde tutar. Bunların çoğu, biz henüz küçük bir çocukken şekillenir. Bir çocuğun hayatındaki ilk olaylar yetişkinlikte yeniden ortaya çıkabilir...
Doğru ya da yanlışa, iyi ya da kötüye dair düşüncelerimiz bir tanrının olduğu dünyada anlam kazanır. Tanrı’nın olmadığı bir dünyada anlamsızdırlar. Tanrı’yı ortadan kaldırırsanız, o zaman nasıl yaşamamız, neye değer vermemiz gerektiğine dair açık ilkelerin var olma olasılığını da ortadan kaldırmış olursunuz.
Marx ve Engels, sınıf mücadelesinin yerine, kimsenin toprak sahibi olmadığı, miras bırakılmayan, eğitimin ücretsiz olduğu ve kamu fabrikalarının herkesin ihtiyacını karşıladığı bir dünya vaat etmiştir. Din ya da ahlaka da gerek olmayacaktı. Din, daha sonra meşhur olan ifadesiyle, “halkın afyonu”ydu: İnsanları, gerçekte baskı altında olduklarını fark edemeyecekleri şekilde uyutan bir uyuşturucu gibiydi.