Bir rejimin temelini tartışılamaz ve itiraz edilemez kutsal ilkeler oluşturmaya başlamışsa,orada özgürlüklerden söz edilemez. Dini vesayete karşı mücadele,en büyük özgürlük ve demokrasi kavgasıdır.
AKP iktidarının,rejim değişikliğinin sınıfsal temelini hazırlamak ve finansman kaynağını oluşturmak için giriştiği,esas olarak Erdoğan ailesi ve islamcı siyasetçileri de içine alan ''yeni zenginler sınıfı'' yaratma siyasetinin araçlarından biri vakıflardır. Asyatik üretim tarzına sahip Doğulu feodal toplumlarda ve islam ülkelerinde vakıflar,esas olarak siyasi ve askeri güç odaklarının başta en büyük üretim aracı olan toprak olmak üzere,servet biriktirme ve özel mülkiyet edinme ve soyuna aktarma modelidir. (...) Özü itibarı ile iktisadi nitelikli kurumlar olan vakıflar,vergiden de muaf tutuluyor. Vakıfların,gümrüksüz ithalat yapma yetkileri de bulunuyor. Ancak mahkeme kararı ile kurulup kapatılabilen vakıfların,mali bakımdan denetlenmeleri de bir ticari firmaya göre,koruyucu yasalar nedeniyle çok zor. Dahası bağış kaynakları da genellikle sorgulanamadığı gibi,yapılan bağışlar vergiden düşülebiliyor. AKP iktidarı işte bu vakıf yöntemini etkin bir şekilde kullandı.
İnşaat sektörü ve savaş sanayii,hem piyasayı düzenlemek bakımından hem de rant dağıtımında iki taşıyıcı sektör ve alan olma işlevi gördü. Totaliter ve faşizan rejimler için bu iki sektör özellikle başlangıç döneminde yaşamsal bir öneme sahipti. Klasik faşist iktidarlar ve rejimler için de aynı şey geçerlidir. Örneğin Almanya'da iktidara gelen Naziler de aynı şeyi yapmış,başta duble yollar,köprüler,barajlar olmak üzere işe inşaat sektöründen başlamışlardı. AKP iktidarı da aynı şeyi yapacaktı. Çünkü inşaat sektörü,ileri teknoloji gerektirmeyen,hemen sonuç alınabilecek,altyapı oluşturmaya uygun,niteliksiz işgücüne istihdam yaratabilecek ve hızlı para kazanılmasını sağlayacak bir sektör özelliğine sahipti.
Unutulmasın ki siyasal islamcılık ve islamo-faşizm,bir hareket ve bir ideolojik anlayış olarak,kutsal bir dine ve amaca ''kutlu dava'' sahip oldukları için,bir ahlaka ihtiyaçlarının olmadığını düşünenlerin yarattığı oluşumdur. Öyle ki yaklaşık 21 yıllık AKP iktidarının sonunda yani 2023 yılının başında Türkiye; bu yağma ve ganimet anlayışının sonucunda neredeyse bütün ulusal birikimi ve zenginlikleri talan edilmiş,kamu ekonomisi çökmüş,yıllık enflasyonu yüzde 150'nin üzerine çıkmış,hazinesi boşalmış,borcu 500 milyar doları aşmış,gelir adaletsizliği ve yoksulluğu derinleşmiş,küresel parametrelere göre statüsü düşmüş bir ülke haline geldi.
İslamcı hareketin kamu mallarını ve ulusal zenginlikleri yağmalamasının ideolojik ve ahlaki arka planı da tipik bir siyasal islamcı yaklaşımla örülür. Öncelikle Türkiye bir islam ülkesi değil,bir ''darü'l-harp ülkesi'' yani şeriatın ya da aynı analama gelmek üzere ''allahın düzeni'' dedikleri dinci rejimin hakim kılınması için savaştıkları kafirlerin ülkesi ve devletidir. Dolayısıyla bu kutsal amaca ulaşmak için verdikleri mücadelede -ki bu mücadeleyi de cihat diye nitelendirirler- her yol mubahtır. Bu tutum,siyasal islamcıların tipik tarz-ı siyasetidir yani iktidar stratejisinin temelini oluşturan yaklaşımdır. Bu siyaset tarzının ve tarihsel bir çarpıtmayla adını verdikleri mücadelenin en önemli yöntemlerinden birini de ''takiyye'' yani kutsal amaç ya da girilen bir mücadeleyi kazanmak için yalan,hile,pusu kurmak,siyasal sahtekarlık dahil her yöntemi kullanmaktır. Bu mücadele ve savaş anlayışının sonuçlarından biri de,cihat ettikleri için ''kılıç hakkı'' dedikleri yağmalamadır.