"Türkiye'nin yüzyıllar öncesinde açılan tarih defteri henüz kapanmamıştır ve sık sık da görüyorsunuz ki bu defter kapanmaz. Onun için tarih bilmek; nereden geldiğinizi, nasıl yurt edindiğinizi öğrenmek zorundasınız. Nitekim sürekli önünüze söz konusu defteri çıkaracaklar ve bundan kaçma imkânı yoktur."
Prof. Dr. Doğan AKSAN bu kitabında Türkçenin inceliğini, zenginliğini gerek Kutadgu Bilig gerekse Orhun Yazıtları gibi kaynaklardan örneklerle ve özellikle Anadolu köylüsünün dilini ele alarak ortaya koymuştur. Deyimlerimiz ve atasözlerimiz bu zenginliğin en büyük kanıtıdır. Bugün bilmediğimiz ama öz Türkçede olan birçok sözcüğün ne anlama geldiğini bize Arapça ve Farsça sözcüklerle anlatmaya çalışmak eminim ki AKSAN'ı da derinden üzmüştür. Günümüzde konuşurken ve yazarken birçok yabancı sözcük kullanmamız bünyesinde yine birçok millete yer veren ve çevresindeki milletlerle etkileşim içerisinde olan devletlerin torunları - Osmanlı Devleti, Selçuklular vb. - olmamızdandır. AKSAN'ın da belirttiği gibi Türkçede her anlamı karşılayabilecek bir veya birden çok sözcük vardır ve yeni kavramlara sözcük üretebilecek kültür birikimine Türkçe yeterince sahiptir. Bugün konuşurken Türkçe olmayan sözcükleri çokça kullanıyor olmamız Türkçenin yetersizliğinden değil gereksiz yabancı dil özentiliğindendir.
" XI. yüzyıldan, özellikle de Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'ya geçen Oğuz-Türkmen boyları, eski yurtlarındaki anadillerini Anadolu'ya taşımışlardır. Ancak halk Türkçe konuşur, halk ozanları Türkçe ürünler verirken, Anadolu Selçukluları ve beylikler döneminde aydınların, yönetimdekilerin, sanatçıların Arapçaya ve Farsçaya eğilimleri Anadolu'da bir süre Arapça'nın, bir süre de Farsçanın resmi dil olarak kullanılması yeni bir yazın dilinin oluşumu sırasında bu dillerin etkisini giderek artırmıştır.
... XV. yüzyıldan sonra Divan şairleri ve yazarlar, Arapça ve Farsçayı Türkçeye üstün tutmuşlar ve yazın dilindeki yabancılaşmayı giderek artırmışlardır."