Rozk

Rozk
Öğretmen
Lisans
Adana/Antalya
67 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
“- Sayın Sinanoğlu, ilim sahanız apayrı bir dal üzerine olduğu halde neden Türkçeyi bir dava haline getirdiniz? - Bunu hep soruyorlar, neden bilimden teknikten bahsetmiyorsun, diye. Bahsedeceğiz de, dil olmadan hiçbir şey olmuyor. Dil olmadan millet olmaz. Millet olmayınca da, toplum köleleşir. Üst tabakası acente, alt tabakası hamal durumuna gelir. Fizikten matematikten ben de bahsetmek istiyorum Ama bir yanda dil gidiyor. Dünyada Türk'ü tarihten silme çabası var. Böyle acil bir mesele karşısında herkesin önce dille uğraşması lâzım.” “Dil, gönlü yüzdüren gemidir. Dil gemisi batarsa gönül de batar.”
Sayfa 110 - Bilim+Gönül Yayınları·Kitabı okudu
110-327
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
“Evet Türk dedim ve sözümün arkasındayım. Türk sözcüğünü neden hep kötü anlamda kullandıklarını anlamıyorum; Muhammed’in iyilikleri de vardır; hurili sarayları ve odalıklı cennetleri icat ettiği için ona saygı duyuyorum. Cennette hem zengine hem fakire yer ayıran tek din olan İslamiyet’e hakaret etmeyelim!”
Sayfa 424 - İş Bankası Yayınları - II. Cilt·Kitabı okudu
“Avrupalılarca “Türk” ne demektir?”in belki de en iyi örneği… Kitap baştan sona muazzam, o ayrı konu ancak dönemin Batı toplumlarının bakış açısı hep aynıydı: Türk=İslamiyet.
“Her adımda gölde bir sandalın süzüle süzüle, mutlu bir şekilde gidişine hayran olan bir adamın bu sandala bindikten sonra hissedebileceği şeyi hissediyordu. Sallanmadan düzgün bir şekilde oturmanın yetmediği, nereye doğru gittiğini bir an bile aklından çıkartmadan ayaklarının altında su olduğunu düşünmek ve kürek çekmek gerektiğini, alışkın olmayan ellerinin kürek çekerken acıdığını, bu işin sadece dışarıdan bakınca kolay olduğunu, yapmaya gelince, çok mutlu edici olsa bile aynı zamanda çok da zor olduğunu görüyordu.”
Sayfa 625 - İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Tolstoy "evlilik" kavramını kendine has üslubuyla bir paragrafta açıklamış. Kıymetli atalarımız ise bunu tek bir cümlede dile getirmiş: "Bekara kıymetli eşini boşamak hiç de zor olmasa gerek." ☺️
"Türklerin devletlerinin ideolojik yönelimi ve yönetim biçimi, Batı Asya'nın Arap ve İran-İslam geleneklerine dayanıyordu. Gerçi orduların çoğunluğunu hayvancılığa dayalı hatta yarı göçebe yaşam biçimlerini sürdüren Oğuz Türkleri oluşturuyordu fakat sivil ve mali yönetimde İranlı vezirler ve katipler, kültür hayatında İranlı ve Arap şair ve yazarlar, medreselerde Arapçayı benimsemiş ulema ağır basıyordu."
Sayfa 166 - Anfora Yayıncılık·Kitabı okudu
Hasan Kaya'nın alıntı yaparak kitabına eklediği bu bölümde - Metin Kurt, Türkiye Tarihi, Cilt 2, s. 18, Cem Yayınları. - İslam'ın kabulüyle beylikler, Selçuklular ve Osmanlılarda görülen dil ve dilin etki alanı açıkça ortaya koyuluyor. Devletin üst kademelerinin ve halkın aydın kesiminin kullandığı dil Arapça ve Farsçayken Türkçe geriye kalan Türk köylüsüne, fakir Anadolu halkına bırakılıyor. Bugün kullandığımız sözcüklerin büyük bir çoğunluğunun Arapça, Farsça kökenli olması bu etkileşimli yaşamın ve kültür özentisinin sonucudur. Adlarımızın kökenine bakmak bile bu özetinin görülmesi için yeterli olacaktır.
"Paşa ben, her şeyden önce İstanbul halkını doyurmak mecburiyetindeyim. İstanbul halkı açtır. Bunu temin etmedikçe alınacak her tedbir isabetsiz olur."
Sayfa 64 - Pozitif Yayınevi·Kitabı okudu
Mustafa Kemal'in yurt dışı gezisinde Vahdettin henüz padişah değilken onunla arasında geçen konuşma... Bizzat Mustafa Kemal'in anlattıklarından kaleme alınmış bir eser. Maalesef bir kere daha görülüyor ki İstanbul halkının tokluğu, eğlencesi, gösterişi koskoca Anadolu'ya tercih edilmiş.