Bye Bye Türkçe (Bir New York Rüyası)

·
Okunma
·
Beğeni
·
25,7bin
Gösterim
Adı:
Bye Bye Türkçe
Alt başlık:
Bir New York Rüyası
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058936980
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilim & Gönül Yayınevi
Baskılar:
Bye Bye Türkçe
Bye Bye Türkçe
Bye Bye Türkçe
Atilla İlhan: ABD Bilim ve Sanat Akademisi’nin ilk ve tek Türk üyesi; iki kere Nobel adayı... Kim bu adam? Kim bu çetin Türkçe öğretim savaşçısı? Onu niye hepimiz yeterince tanımıyoruz? Sinanoğlu, ABD gibi nam ülkede çok genç yaşında profesör olmuş bir harika çocuk; ülkesindeki “Amerikan Rüyası”nın yanlış yaygınlığından, Türkçe’nin itilip kakılarak, herhangi bir sömürgedeki “yerli dili” muamelesi görmesinden son derece rahatsız.”(Cumhuriyet, 24.05.2000)

Yalçın Pekşan: Akıl, zekâ ve en sonunda deha: Oktay Sinanoğlu... Time mecmuası “Mucize Profesör” diye yazdı... Newsweek, New York Times, Avrupa dergileri; Der Spiegel, vs. Kıyamet koptu sizin anlayacağınız... ABD gazeteleri kısa bir süre önce birinci sayfalarından Sinanoğlu’nun bu yıl kimya dalında Nobel’e aday olduğunu yazdılar.
(Cumhuriyet, 09.01.1987)

Aktüel: 26 yaşında profesörlüğe hak kazanıp “Time” gibi dergilerde dünya basınında yer aldı. “Batı’da yetişen son üç yüzyıl içindeki en genç profesör” unvanını aldı. ABD Yale Üniversitesi’nde iki kürsüde birden hoca... “Canlılara biyolojik kimliğini veren DNA'ların şifresini çözerek, bilmediğimiz türden canlılar yaratmanın teorisini kurdu. Kuramları kimya ders kitaplarında onun adıyla anılıyor. İki kez Nobel Kimya Ödülü'ne de aday gösterildi. Sinanoğlu şimdi de Türkçe öğretim savaşçısı...
(1995)

Tempo: Sinanoğlu dünyanın el üstünde tuttuğu bir bilim adamı. Bilim dünyasına kazandırdığı kuramları, teorileri var. Ayrıca Türkçe ile çok ilgili ve bilim için en uygun dil Türkçe diyor.
(1997)

Aydınlık: Batı’da 26 yaşında Profesör olmuş, bu özelliği ile dünya rekorunu elinde tutan Prof. Dr. Sinanoğlu dünya bilim çevrelerinde Nobel'e en yakın temel bilimci olarak biliniyor. Sinanoğlu: “ABD’de Yale Üniversitesi’nde bir takım binalar var, eski Mısır anıtları gibi, ama içini görene rastlamadık. Bunlar gizli cemiyetmiş. En meşhurunun adı:”Skull and Bones”, yani “Kurukafa ve Kemikler”... Üye olan öğrencilere, en azından yılda 100 bin dolarlık bir iş garanti ediyorlar; bunlar devletin en önemli mevkilerinde, sanayinin tepelerinde yer alıyorlar. İfşaa ediyorum: ABD’de sistem bu,” diyor...
(13 Haziran 1995)
434 syf.
·4 günde·9/10 puan
-Sabah Filan Brasserie’de şöyle güzel bir ‘brunch’ yapıp oradan Falan Cofee’de kahvelerimizi içtikten sonra City’s Şişli AVM’de alışveriş yapalım mı? Yok yok, orası masraflı olur, biz en iyisi Fox Outlet Center’a gidelim.
- Ok, Dream Güzellik Merkezi’ne gitme işini haftaya realize ederiz.
- İndirim zamanında gidelim de timing hatası yapmayalım. Giydiklerim hep deforme olmuş, minimum da olsa bir şeyler alırız.

‘Mega kent’lerde yaşıyor, ‘dubleks’ evlerde oturuyor, ‘center room’larda geziniyor, ‘prestij’li işlerde çalışıyor, ‘air bag’li arabalara biniyor, ‘free time’ larımızı ‘aktivite’ veya ‘hobby’lerle değerlendiriyor, ‘nostaljik’ mekanları beğeniyor, ‘antipatik’ insanlardan ve ‘kaos’tan kaçıyoruz. Cafe Zero’da oturup neskaave içiyoruz.
Kimse yabancı dil öğrenme şansım olmadı demesin. Yukarıdaki yabancı sözcüklerin hiçbiri bize yabancı değil. DİLİMİZİ ELİMİZDEN ALMIŞLAR, haberimiz yok. Kendim de dahil olmak üzere, konuşurken veya yazarken sayısız yabancı sözcük kullanıyoruz.

Türkçe öğretimin yaygınlaşması ve dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmayı hedefleyen Oktay Sinanoğlu, TÜRKÇE GİDERSE TÜRKİYE GİDER diye boşuna çırpınmamış.

1953 'de milli eğitimimize İngiliz ve Amerikan gizli teşkilâtlarının el atmasıyla dilimize yerleşen İngilizce etkisinin tesadüfi olmadığından, okullarımızda birçok dersin Türk öğretmenlerce Türk öğrencisine İngilizce anlatılmaya başlandığından kaygıyla bahsedip, bu durumu sinsi ve en tehlikeli sömürgeleştirme oyunu olarak nitelendirmiş.

" ‘ Kolej ‘ (Robert Kolej gibi) misyoner okulu demekti. Sonra açılan bu İngiliz deliğinden kova gibi su girdi. "Anadolu Liseleri" vb. aldı yürüdü. Millete de yabancı dil öğretmenin yolu buymuş gibi yutturuldu. Geleceğimizin teminatı Türkçe kalemizde bu gediği açmayı başaran Oxfordlu Mr. Browning'e de 20 yıl sonra İngiltere Kraliçesi madalya verdi. Törene katılanlar, sanırım, "ufak bir okulda İngilizce dersi veren bir garip öğretmene koskoca Kraliçe niye madalya verir?" diye sormadılar.” cümleleri öyle çok şey anlatıyor ki.

Kitabın her sayfası ana diline sahip çıkmayan bir milletin nasıl yok olup gitmeye mahkum olduğunu aklımıza ve gözümüze sokan örneklerle dolu. Yabancı dil öğretimi ile yabancı öğretimi birbirine karıştırmayalım. Batı uygarlığından faydalanacağız diye milletimizi ve yurdumuzu istismara kurban etmeyelim. Bu uyarıları en güzel vurgulayan paragraflardan birini aynen aktarıyorum:
“Türk ülkesinde kataloğunu yalnız İngilizce basan, öğretim üyeleri toplantısını İngilizce yürüten, içinde yalnız İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü olup da Türk Dili ve Edebiyatı, başka diller ve edebiyatı olmayan, Osmanlı - Türk tarihini bile, yalnız onun karşıtı İngilizler'in kitaplarından İngilizce okutan Türk üniversiteleri ( Evrenkentleri ) düşünülemez.”

Müslümanlığı dahi İngilizce kitaplardan öğretmeye çalıştığımız ‘ Anadolu İmam Hatip Liseleri ‘ diye bir okulumuz varken, seçeceği mesleğin derslerine daha çok zaman ayırması gereken öğrenciler bir yıl fazladan hazırlık sınıflarında okumaya mecbur bırakılırken, hele de hepimiz yabancı dille eğitim veren okulları Türkçe eğitim veren okullardan üstün tutarken, Türkçe’miz gerçekten de ciddi tehdit altındadır.

Yalnız buradan yabancı dil öğrenmek iyi değildir sonucu çıkarılmasın. Çağın gerisinde kalmamak için elbette yabancı dil de öğreneceğiz, bilimsel gelişmeleri de takip edeceğiz. Sahip çıkılması gereken konu, eğitim dilimizin Türkçe olmasıdır. Dilimizi yabancı dillerin boyunduruğuna sokmamaktır.

Diline sahip çıkamayan milletlerin sömürge olmaktan, hatta tarihten silinmekten kurtulamadığı birçok örnek varken aklımızı başımıza almak zorundayız. Bir yandan konuştuğumuz her cümlenin içinde yabancı sözcükler cirit atarken diğer yandan artık işyeri ve dükkânlara konulan İngilizce isimler gözümüze batmaz oldu. Hatta kendi dilimizde anlamını bilmediğimiz kavramların İngilizcesi daha önce aklımıza gelir oldu.
Uyanmanın zamanı geldi de geçiyor. Dilimiz kimliğimizdir. Kimliğimize sahip çıkalım.
426 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10 puan
"Gideceğim ve orada söz sahibi olacağım, ondan sonra gelip o namussuzlarla burda uğraşacağım. O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika'nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika'nin efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim. Ve işte bizi gönderdiler..." diyerek okul bursuyla Amerika'ya gönderilen Oktay Sinanoğlu 26 yaşında 300 yılın en genç profesörü olarak bir ilke imza atmıştır.

Amacının keskinliği, deha seviyesindeki IQ'su ve günde 12-18 arasında çalışma azmi ile Türklerin gururu olmayı başaran bu bilim insanı salt bilimle uğraşmamış ailesinden gelen edebiyat-sanat ruhunu da benliğinde yaşatmıştır. Bilim ve teknolojide ilerlemek için matematiğe, bilime ve en önemlisi de gönüle önem verilmesi gerektiğini savunan Sinanoğlu, Batı'daki temel eksikliğin gönül bağı olduğunu, hatta küresel dil adı altında bizlere yutturulmaya çalışılan İngilizce'nin bu kavramı karşılayacak bir karşılığa bile sahip olmadığını ifade eder. Oysa gittikçe yabancı kelimelerle istilaya uğrattığımız Türkçe; kendine has kuralları, sözcük türetebilme yeteneği ve matematiksel yapısıyla bilime en uygun dil işlevine sahiptir.

Sinanoğlu'na göre her şahsiyetli ve sömürgeleşmemiş ülkenin dersleri kendi resmi dilinde olur. O halde Türkiye sömürge ülkesi midir? Bu durum karşısında bir uyanış gerçekleştirmemizi içtenlikle isteyen, ülkesi için ciddi bir endişe içerisinde olan Sinanoğlu Atatürk'ün kurduğu Ankara Yenişehir Lisesi
-günümüzdeki TED Koleji-, Boğaziçi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi örneği üzerinden yabancı dille eğitimin ne tür sonuçlara sebebiyet vereceğini, bu tarz bir eğitimin misyonerlik hareketi olduğunu gözler önüne sermiştir. "Milli Eğitim mi Milli Eğitim mi?" sorusunu sorarak içinde bulunduğumuz durumun vehametini açık yüreklilikle ortaya koymuştur.

Sinanoğlu Bye Bye Türkçe'de bir "Nev York Rüyası" oluşturarak Türkçe'nin Amerika'ya hakim oluşu üzerinden ütopik bir ortam oluşturmuştur. Ve bu Türkiye'nin geleceği için bir umut teşkil etmektedir.

"...ABD içinden çok göçmüş bir ülkedir, tabii pat diye göçmez, arada bir canlanır, tekrar bir şeyler olur ama içinden çok zayıf tarafları vardır. Dünyada en büyük borcu olan devlet mesela. İç ve dış. Ama bir devingen tarafı vardır, arada bir şey çıkarırlar bir sene öyle idare ederler, sonra yine inişe geçerler. Öyle pek göründüğü gibi bir güç değildir..." Bu sözleri, sürekli Amerika'nın Dünya gücü olduğunu düşünen ve bu ülkeye kendilerini yamamaya çalışan kişilere tokat gibi gelebilir. Fakat gerçekler bu yöndedir.

Zannımca Sinanoğlu'dan bizlere kalan en büyük miras ise aşağıdaki sözleridir.
"...GENÇLER, Türkiye' de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının. Sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız Amerika'da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin. Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız. Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk dünyası, Avrasya, insanlık için olsun. Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir. Maddiyat ile maneviyati dengeleyin. Formülünüz 'bilim' + 'gönül'dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur."

#27048111 Sinanoğlu'nun Türkçe'ye kazandırmak istediği birkaç kelimeye buradan ulaşabilirsiniz.
384 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10 puan
Oktay Sinanoğlu'nu şimdiye kadar okumadığım, yetmezmiş gibi de tanımadığım için kendimi ayıplıyorum. Kitabı da en az kendisi kadar önemli.

Cemil Meriç: "Pusula:Şuur." demişti. O şuuru bize sağlayacak olan kitaplardan biri. Şüphesiz Oktay Sinanoğlu gibi nice değerli insanımız var. Bizler kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi anlamak için; Atatürk'ün çalışmalarının ne olduğunu ve niçin olduğunu kavramak için; en sonunda da bunları muhafaza edebilmek, devamlılığını sağlayabilmek için Oktay Sinanoğlu gibi insanları tanımak zorundayız, bu kitapları okumak zorundayız.

Atatürk: "Türk demek Türkçe demektir. Ne mutlu Türk'üm diyene!" demiştir. Bye Bye Türkçe kitabı da Türkçe konuşan herkesin mutlaka okuması gereken kitaptır.
384 syf.
·10 günde·10/10 puan
Kitap iki bölümden oluşuyor. 1. Bölüm'de Oktay Sinanoğlu'nun makaleleri, 2. Bölüm'de ise söyleşileri yer alıyor. Bunlara ek olarak son kısma, gazete haberlerini ve bazı kişilerden gelen mektupları içeren Ekler bölümü konulmuş.
İçerik olarak ele alındığında kültürümüze ve buna bağlı olarak da Türkçeye sahip çıkmamız gerektiği anlatılıyor. Anlattıkları bizi fazlasıyla düşünmeye de sevk ediyor. Kitaba alınan makalelerinin çoğu 1990'lı yılların sonuna tekabül etmesine karşın hâlâ yabancı dil etkisini üstelik daha da yoğun bir vaziyette görüyoruz.
Kitapta altı çizilecek çok fazla cümle var. Her bir cümlesi insanı silkeleyecek ve kendine getirecek şekilde kaleme alınmış. Ben okurken dilimize yapılanlara üzülsem de biliçli bir çabayla özümüze dönmenin imkansız olmadığı kanaatine vardım.
Her kitabın anlamı, okuyucusuna özeldir ve kitaplar okuruna farklı ufuklar sunar. Bu sebeple herkesin okuyup kendi için anlamını keşfetmesi gerektiğine inanıyorum. Okunması ve her okuyana bir şeyler katması dileğiyle...
384 syf.
·18 günde·Beğendi·10/10 puan
Öncelikle Sayın Oktay Sinanoğlu 'nun mekanı cennet olsun. Bize bu değerli kitabı ve daha nicelerini bıraktığı için teşekkür ediyorum.
Gelelim kitaba;
Ben bir arkadaşım vasıtasıyla bu kitabı aldım ve okudum çok beğendim. Her Türk gencinin okuması gereken sadece okumakla kalmayıp yaşamına da uygulaması gereken bir kitaptır. Türklüğü , Türkçeyi iliklerimize kadar hissettiren bir eserdir ve anlamamız için sohbet havasıyla bize anlatmıştır. Bazı durumların farkına varmamızı , hemen harekete geçemezsek çok geç olacağını belirtmiş ve haklıdır da.( DİKKAT BUNDAN SONRA KİTAPTAN AYRINTILAR VARDIR.) Kendi deyimiyle 'anglomanlıca' ya iyice evrildiğimizi belirtmiş ve ne yazık ki günden güne daha kötüye gidiyor Türk milletinin durumu sanki bir şey varmış gibi batılılara özenme kendi benliğini unutma havası içine girmişlerdir. Ben şahsen her Türk insanın okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum ve diğer serilerini de alıp okumak istiyorum.
Tabi bu kitabı anlamak için ben önceden biraz araştırma yapıp hocamızın söyleşilerini dinledim kendisini anlamaya çalıştım sizde öyle yapabilirsiniz bu kitabı daha çok anlamanıza yardımcı olacaktır.
BU KİTABI OKUYUN , OKUTTURUN VE LÜTFEN KENDİ KÜLTÜRÜMÜZE , DİLİMİZE SAHİP ÇIKALIM. TEŞEKKÜR EDERİM.
434 syf.
·101 günde·Beğendi·10/10 puan
Tek kelimeyle harika bir kitap! Gençlerimize, çocuklarımıza farkındalık sağlamak, milli bilinç ve dilin önemini kavratmak için okutabileceğimiz bir kitap. Hem okumalı hem okutmalıyız. Eğitim sistemindeki eksiklikler, bilerek yapılan yanlışlar, çözüm yollarını da anlatmış Sinanoğlu . Dilin önemini anlatırken diğer ülkelerden örnekler verip karşılaştırma yapmış. Dilimize, vatanımıza, geleceğimize sahip çıkmalıyız, diye sık sık sesleniyor yazar. Kitabı okurken İsmail Gaspıralı ve Cengiz Dağcı'nın dil üzerindeki düşünceleri nüfuz etti beynime, onları çağrıştırdı yazarımız.
"TÜRKÇE GİDERSE, TÜRKİYE GİDER! YABANCI DİLLE EĞİTİM İLE TÜRKİYE GİDER." Kitabın kapağında bile kısa ve öz bir mesaj veriyor Sinanoğlu. "DİL MİLLETİ YÜZDÜREN GEMİDİR, YÂNİ İNANCIN, HİSSİYATIN, FELSEFENİN, SANATIN, FİKRİN HEPSİ DİLİNE BAĞLIDIR. DİL GİDİNCE BUNLARIN HEPSİ GİDER. GERİYE ALIŞVERİŞ YAPAN ROBOT KÖLE TAKIMI KALIR."
Kitabı çok beğenmeme rağmen geç bitirdim. Okuduklarımı özümsemem, duyduklarımı sindirmem gerekti. Hele bilerek isteyerek çıkar için yapılan yanlışlar... Bunca uyarıya rağmen nasıl düzelmez bazı şeyler? Sinirleriniz bu kısımda zorlanıyor.
Söylenecek, okunacak çok şey var, ama bunları Sinanoğlu'ndan duymalısınız.
Kalemine, emeğine, yüreğine sağlık Oktay Sinanoğlu!
434 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitapta Oktay Sinanoğlu yabancı dil öğrenmenin bu kadar revaçta olduğu, dil bilmeyenin ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü bir ülkede o ülkenin dilinin giderek yozlaştığını ve başka dillerin etkisi altına girdiğini anlatmaktadır.Üniversitelerin ve okulların eğitim durumları
Türkçe’nin üstün özellikleri,
Bilim ve Türkçe arasındaki ilişki,Okullarda uygulanması gereken eğitim yöntemi ,Türkiye’nin nasıl sömürüldüğüyle ilgili bilgiler bulunuyor
384 syf.
·8/10 puan
Sinanoğlu kitabında Türkçe ile ilgili makale, söyleşi ve konferanslarından derlenmiş “Bye Bye Türkçe”, özellikle eğitim alanında Türkçe’nin önemi üzerinde durmaktadır. Sinanoğlu, bir ülkenin varlığını sürdürebilmesi için dilini korumasının şart olduğunu söylüyor.
Dilimize yapılan saldırıların altında yabancı dille eğitimin temel silah olarak yattığını söyler. Devamı okuduğunuzda...
384 syf.
·Puan vermedi
26 yaşında profesör olarak “Batı’da yetişen son üç yüzyıl içindeki en genç profesör” ünvanını alan Oktay Sinanoğlu’nun Türkçe öğretim konusundaki güzide eseri. Bilime, matematiğe ve en önemlisi gönüle önem veren Sinanoğlu, Türkçenin matematiksel yapısıyla bilime en uygun dil olduğunu ifade ediyor. Sinanoğlu esasen hepimizi ilgilendiren bir konu üzerinde duruyor, Türkçe hassasiyetinin her vatanperverde olması gerektiğine dikkat çekiyor. Ayrıca kitapta İngilizce'nin bir bilim dili olacak kadar istidadının olmadığını da defaatle yinelemektedir.
TÜRK DEMEK TÜRKÇE DEMEKTİR NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
384 syf.
·4 günde·10/10 puan
Oktay Sinanoğlu birçok konuda kendini kanıtlamış ve bunu yalnız kendi ülkesine değil Tüm dünyaya yapmıştır.

Birçok yeri görme, birçok dili tanıma şansına sahip olan yazar dilin bir milletin var olabilmesi için temel etkenlerden biri olduğunu ve Türkçenin de konuşma dili, eğitim dili olarak fazlasıyla yeterli bir dil olduğunu, ona gereken önemin verilmediğini ve yabancı dilde eğitim yapılarak ülkeye zarar verildiğini ifade eder.

Dil, kültürün taşıyıcısıdır. Televizyon ve internet ile diğer ülkelerin dillerini alıp onların kültürlerine dönük davranışlar sergilenmektedir. Bu durum dilimize zarar vermektedir ve ileride baba ile oğulun anlaşamaması gibi sonuçlar doğurabilecektir.

Hacimli sayılabilecek bir kitap olmakla beraber anlatımı sıkıcı değildir. Anlatımı desteklemek için güzel örneklerden yararlanmıştır yazar ve anlatım daha eğlenceli hale gelmiştir. Dil duyarlılığı olan herkesin okuması gereken bir kitap olması gerektiğini ve okuyanların içerikte anlatılanları uygulamaya çalışması gerektiğini düşünüyorum.

Aksi takdirde Amerikan rüyasından uyandığımızda dilimiz ve ülkemiz adına çok geç olabilir.
312 syf.
·5 günde·4/10 puan
İnceleme yapmadan önce ilk defa kitabını okumuş olduğum yazar ile ilgili birkaç anekdot sunmak istiyorum. Oktay Sinanoğlu Ankara TED'nin Yenişehir lisesini birincilikle bitirip Amerika' ya eğitimini tamamlamak için gitmiştir. Amerika' nın en tanınmış üniversitelerinde
(Berkeley,Yale)kariyerinin altın çağını yaşamıştır. Ayrıca Yale üniversitesinde öğretim elamanı olarak görev almıştır.
Türkiye' de ODTÜ' de Kimya bölümünün kurucusu olan Sinanoğlu dünyanın en genç profesorüdür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çıkardığı özel bir kanunla, Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek "Türkiye Cumhuriyeti Profesörü Unvanı"nı verdı.
Gelelim kitap hakkındaki izlenimlerime; Oktay Sinanoğlu kitabına bir rüya ile başlıyor. Rüyasında Newyork' ta nereye başını çevirse karşısında Türkçe yazılmış tabelalar, dergiler, gazeteler...
Sinanoğlu özellikle Türkiye' de yabancı dile gösterilmiş olan abartılı teveccühü son derece acımasız bir şekilde eleştirmekte, yer yer İngilizce' yi yerin dibine batırıp çıkarmakta, Amerika' nın % 60 nin dahi okuma yazmayı tam bilmediği tabir-i caizse kara cahil olarak adlandirmakta, ingilizce' nin bir bilim dili olacak kadar bir istidadının olmadığını defaatle yinelemekte adeta Ingilizce' ye cephe almakta.
Türkiye'de' de üniversitelerdeki eğitim dilinin İngilizce olmaması gerektiğini, öğrencilerin 1 sene zaman kaybına neden olan hazırlık sınıfının gereksiz olduğunu her seferinde dile getirmekle birlikte öğrencilerin Yurtdışına gidip dil öğrenmesini dışarıya aktarılmış olan para ve zaman kaybı olduğunu düşünmekte...
Böyle devam ettiği sürece kısa süre içerisinde ne Türkçe' nin ne de Türk' ün kalacağını kitap boyunca okuyucunun kafasına adeta bir mıh gibi çakılmasini sağlamakta.
Son olarak kitap çok ağır bir şekilde milliyetçilik kokmakta.
Unutulmaması gereken bir şey var üstün ırk diye bir kavram nasıl yoksa üstün dil diye bir kavram da yoktur. İnsanoğlu duygularını hangi dilde ifade edebiliyorsa en güzel dil odur.
Kitap gereksiz, sürekli aynı bilgileri tekrar nitelikte...
Açık yüreklilikle kitabı beğenmediğimi itiraf etmek istiyorum.
Şayet okumak isteyen olursa kitabı, öncelikle bu incelememi okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum.
İyi okumalar...
426 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Türkçenin ve milli eğitimin önemi ancak bu kadar güzel anlatılırdı.Fakat günümüz dünyasında yabancı dile ve yabancı kültüre uzak kalmak maalesef mümkün değil.Konusu dil olan çok kitap okumuşumdur.Nihat sami Banarlı,Mehmet Kaplan ve diğerleri...Ancak yazarın dil konusundaki tavizsiz tutumu bana Nurettin Topçu'nun Türkiye'nin Maarif Davası adlı kitabındaki tutumunu hatırlattı.Kalınlığı sizi düşündürmesin.Elinize alın,inceleyin ve mümkünse okuyun.Çabuk biteceğini göreceksiniz.
Bize "İnsan Hakları" dersini kim veriyor? Almanların daha 50 yıl önce Musevilere, bugün Türklere yaptığına bakınız. İngilizlerin İrlanda'da yaptığını Türk hiçbir yerde yapmamıştır. Ya ABD? Amerika yerlilerinin uğradığı soykırım ve kültürel soykırım bugün dahi süregelmektedir. Ya kendini büyük vehmeden Fransa? Kendi içindeki ve Cezayir'deki Müslüman ahaliye yapmadığı kalmıyor.
Nerede görülmüştür ki, kendi yurdunda, o ülkenin vatandaşı, en düşük muameleyi görsün, mağdur edilsin. Nerede görülmüştür ki niteliklerine, hatta ikametgahına göre değil, sadece o ülkenin vatandaşı olmadığı için bir kişiye iyi muamele edilsin.
Bilgi daima gelişen ve değişen canlı bir bünyeye sahip olduğuna göre, öğretilecek en önemli şey de, öğrenme yöntemidir. Öğretme, bir meseleye "çözebilirim" diye başlama güveni vermelidir.
Konuşmalarımdan sonra genellikle soranlar olur: "Amerika'dan Türkiye nasıl görünüyor?" diye. Ben de derim ki: "Bunun cevabı çok kısadır, tek kelime: Görünmüyor!"
Kendi dilinde düşünemeyen, her an dolaylı da olsa kendi dil ve kültürünün değersiz olduğu kendisine telkin edilen çocukta, kimlik, benlik, haysiyet duyguları nasıl gelişebilir?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bye Bye Türkçe
Alt başlık:
Bir New York Rüyası
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058936980
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilim & Gönül Yayınevi
Baskılar:
Bye Bye Türkçe
Bye Bye Türkçe
Bye Bye Türkçe
Atilla İlhan: ABD Bilim ve Sanat Akademisi’nin ilk ve tek Türk üyesi; iki kere Nobel adayı... Kim bu adam? Kim bu çetin Türkçe öğretim savaşçısı? Onu niye hepimiz yeterince tanımıyoruz? Sinanoğlu, ABD gibi nam ülkede çok genç yaşında profesör olmuş bir harika çocuk; ülkesindeki “Amerikan Rüyası”nın yanlış yaygınlığından, Türkçe’nin itilip kakılarak, herhangi bir sömürgedeki “yerli dili” muamelesi görmesinden son derece rahatsız.”(Cumhuriyet, 24.05.2000)

Yalçın Pekşan: Akıl, zekâ ve en sonunda deha: Oktay Sinanoğlu... Time mecmuası “Mucize Profesör” diye yazdı... Newsweek, New York Times, Avrupa dergileri; Der Spiegel, vs. Kıyamet koptu sizin anlayacağınız... ABD gazeteleri kısa bir süre önce birinci sayfalarından Sinanoğlu’nun bu yıl kimya dalında Nobel’e aday olduğunu yazdılar.
(Cumhuriyet, 09.01.1987)

Aktüel: 26 yaşında profesörlüğe hak kazanıp “Time” gibi dergilerde dünya basınında yer aldı. “Batı’da yetişen son üç yüzyıl içindeki en genç profesör” unvanını aldı. ABD Yale Üniversitesi’nde iki kürsüde birden hoca... “Canlılara biyolojik kimliğini veren DNA'ların şifresini çözerek, bilmediğimiz türden canlılar yaratmanın teorisini kurdu. Kuramları kimya ders kitaplarında onun adıyla anılıyor. İki kez Nobel Kimya Ödülü'ne de aday gösterildi. Sinanoğlu şimdi de Türkçe öğretim savaşçısı...
(1995)

Tempo: Sinanoğlu dünyanın el üstünde tuttuğu bir bilim adamı. Bilim dünyasına kazandırdığı kuramları, teorileri var. Ayrıca Türkçe ile çok ilgili ve bilim için en uygun dil Türkçe diyor.
(1997)

Aydınlık: Batı’da 26 yaşında Profesör olmuş, bu özelliği ile dünya rekorunu elinde tutan Prof. Dr. Sinanoğlu dünya bilim çevrelerinde Nobel'e en yakın temel bilimci olarak biliniyor. Sinanoğlu: “ABD’de Yale Üniversitesi’nde bir takım binalar var, eski Mısır anıtları gibi, ama içini görene rastlamadık. Bunlar gizli cemiyetmiş. En meşhurunun adı:”Skull and Bones”, yani “Kurukafa ve Kemikler”... Üye olan öğrencilere, en azından yılda 100 bin dolarlık bir iş garanti ediyorlar; bunlar devletin en önemli mevkilerinde, sanayinin tepelerinde yer alıyorlar. İfşaa ediyorum: ABD’de sistem bu,” diyor...
(13 Haziran 1995)

Kitabı okuyanlar 3.516 okur

  • cimbado
  • Barış İpekli
  • Eren Eray
  • Muhammed
  • Mehmet Görkem GÜNDOĞDU
  • Muhammed gökdaş
  • İbrahim ortakcı
  • Eren T.
  • EmiR
  • ENES

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.5
13-17 Yaş
%1.1
18-24 Yaş
%19.1
25-34 Yaş
%39.7
35-44 Yaş
%27.1
45-54 Yaş
%7.4
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.9
Erkek
%41

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.9 (332)
9
%17.9 (161)
8
%14.5 (130)
7
%7.2 (65)
6
%2.9 (26)
5
%1.4 (13)
4
%0.9 (8)
3
%0.9 (8)
2
%0
1
%0.6 (5)

Kitabın sıralamaları