Adı:
Hedef Türkiye
Baskı tarihi:
Eylül 2010
Sayfa sayısı:
310
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058936997
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilim & Gönül Yayınevi
Türkiye'nin Hedefi Hedefteki Türkiye.

"Türk Aynştaynı" olarak tanınan, değişik ülkelerde iki kez Nobel Ödülü'ne aday gösterilen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, A.B.D. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi. (1956). A.B.D.'de M.I.T.'den birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi oldu; "Alfred Sloan Ödülü"nü aldı. Berkeley'de Kuramsal Kimya doktorasını yaptı. ABD Atom Enerjisi Merkezi'nde araştırmalar yaptı. Harvard ve Yale'de kendisine ait yeni kuantum(nicem) kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey dersler verdi. 1962'de, 26 yaşında, Batı'nın son 300 yıldaki en genç profesörü oldu. "Moleküler Biyoloji" konusunda ikinci kürsüsüne atandı. "Alexander von Humboldt Bilim Ödülü"nü kazanan ilk bilimci oldu. Japonya'nın "Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü"nü kazandı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çıkardığı özel bir kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek "Türkiye Cumhuriyeti Profesörü Unvanı"nı verdi. Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak Japonya'ya gönderildi; Türk-Japon Kültür, Eğitim ve Bilim ilişkilerinin temelini attı.
"Türkçe olmadan Türk Kültürü olmaz,
Türk Kültürü olmadan Türk Kimliği olmaz,
Kimliksizin öz güveni, özüne itibarı yoktur,
Özüne itibarı olmayanın haysiyeti olur mu?
Türk dediğin haysiyetsiz yaşamaz."

Yazar kitabın özünde Türkçenin Türkiye için önemi anlatıyor. Ayrıca güçlü bir Türkiye için eğitimin amacı ne olması gerekir? Avrupa birliğine ne dememiz gerekir? Türkiye ve Türk dünyası üzerinde oynanan oyunlar nelerdir? Avrupa ülkeleri ve Amerika ile olan ilişkilerimiz nasıldır? Türk dünyasının nasıl olması gerekir? İçten ve dıştan Türkiye ye yapılan saldırılar karşısında Türkiye’nin tutumu ne olmalıdır? Yeni dünya düzeninde Türkiye nin geleceği hangi yönde ilerleyecek? Ve daha bir çok sorunuza bulabileceğiniz cevaplar..

Her insanın mutlak okuması gereken bir kitap!
Bu günlerde hep, yıllar önce gördüğüm bir kabusu hatırlıyorum. 1960'lardaydı. Bir gece, ateşimde çıkmış, baygın bir uyuyakalınca bir kabus gördüm. Korkulu rüyamda kendimi 40 yıl sonra İstanbul'da buldum. Zaman değişmiş, sokakta yürüyorum, tüm dükkan isimleri İngilizce...
Diyor yazar ve bu batıya duyulan empati ve özentimizi yenip kendimiz olmamızı söylüyor.
İki büyük yeni teknoloji var: Biri moleküler biyoloji bio-teknoloji, diğeri bilgisayar-elektronik-iletişim teknolojisi. Bu dallarda ulusal hedeflerimiz olmalı.
Bakıyorsun kendi milli okulumuz, lisemiz, üniversitemiz ve kendi ülkemizde ama ana dili eğitim dili İngilizce.
Yazar kesinlikle dil eğitimine karşı değil. Hatta teşvik ediyor ama okullarımızda ana dil olmasına karşı eğer Türkiye de isek eğitim dili Türkçe olmalı.
Dil, gönlü yüzdüren gemidir.
Toplumun gönlünün adı "Kültür" dür. Dolayısı ile dil giderse, kişinin gönlü gider; gönül giderse kimlik yok olur; kimlik gidince ne olduğunu, kökenini şaşırmış, dedesini İngiliz holiganı zanneden bir takım abuk subuk bir kalabalıktan ibaret bir güruh haline dönüşür toplum.

Yabancı Dil öğrenmek başka iş, yabancı dille eğitim tamamıyla başka bir iş.
Neden İngilizce bu derece içimize işleniyor.
Mesela, mimaride İtalyanca, İspanyolca bilmek daha faydalıdır, mimarlar için. Çünkü bu ülkelerde büyük bir mimarlık sanatı var. Mimariden hiç anlamayan ülke varsa, o da İngiltere 'dir. İstanbul teknik üniversitesi nde mimariye İngilizce öğretmeye başladılar. Ya siz Türkçe öğretin zaten İngilizce ye merakı olan öğrenir.
Yazar birçok ülkeyi gezmiş, ve gittiği ülkenin dilini öğrenmiş onlarla kendi dilleri ile konuşmuş ve buna teşvik ediyor. Çünkü bir ülkenin diline itibar ettiğin zaman onlara büyük bir saygı göstermiş olursun.
Bir alimin alim olabilmesi için hem maddi hem manevi ilimlere sahip olması gerekir. Aklı gönlün yönetmesi gerekir.
En zor şey kendini bilmektir.
Aklın üstünde birşey vardır oda gönüldür.
Herkes kendi diline, kültürüne sahip çıkmalı ve diğerlerinede saygı göstermeli.
Batıya özentiden kurtulmalıyız.
Batının teknolojisini örnek almalıyız.
Çok güzel bir kitaptı herkesin okumasını tavsiye ederim.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.360 Oy)19.129 beğeni43.579 okunma3.025 alıntı183.784 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.925 Oy)8.885 beğeni26.431 okunma2.694 alıntı115.334 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.589 Oy)8.868 beğeni28.838 okunma850 alıntı140.276 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.321 Oy)9.287 beğeni25.761 okunma1.847 alıntı119.386 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.050 Oy)6.400 beğeni16.896 okunma2.773 alıntı86.432 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.504 Oy)7.914 beğeni21.466 okunma4.028 alıntı130.068 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.491 Oy)8.081 beğeni22.901 okunma850 alıntı90.300 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (6.228 Oy)6.935 beğeni20.240 okunma723 alıntı113.943 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.760 Oy)13.476 beğeni34.690 okunma3.453 alıntı146.753 gösterim
  • Şu Çılgın Türkler
    8.8/10 (1.597 Oy)1.452 beğeni5.607 okunma362 alıntı25.119 gösterim
Türkiye'nin yetiştirdiği nadir insan ve üst düzey bilim adamı Oktay SİNANOĞLU, en genç profesör unvanına sahiptir.
Hedef Türkiye derken önce Türkçe'mize sonra Türkiye'mize sahip çıkmamız gerektiğini öğütlüyor.
Kitapta ülkemizin ve vatandaşlarımızın nasıl ve ne şekilde yön verilerek düşünme duygusundan yoksun, yorumlama kabiliyeti olmayan bir toplum yapma çalışmalarına şahit olacaksınız. Dilimize ve kültürlerimize sahip çıkan çok değerli bir şahsiyetin süper kitabı.
Oktay Sinanoğlu'nun hangi kitabını okursanız okuyun; önce Türk olduğunuz için göğsünüz göğe kadar kabaracak, sonra ah çekmekten kanserin ilk tohumlarını ekeceksiniz...
Son sınav dönemime ve sonrasında tatile girmiş olmam sebebiyle kitabı bitirmem uzun zaman aldı. Fakat kitabı okurken sıkılmadım. Oktay Sinanoğlu' nun bu kitabı, kendisinin katıldığı konferanslardan, programlardan, toplantılardan ve makalelerinden oluşmaktadır. Kitapta Türkiye' yi içten yıkmak için dilimizin ve kültürümüzün nasıl yıpratılıp değiştirildiği tarafsız bir şekilde anlatılmış. Okurken etrafımızda bariz bir şekilde olup bitenleri görmemi sağladı. Diğer bir deyişle okudukça bilinçlendim. Kitabın tek beğenmediğim yönü, aynı örnekleri defalarca anlatmış olması. Fakat burada da yazarın belli konuların kafamızda iyice yer etmesi için çabaladığını düşünüyorum. Hepimizin bu kitabı okuması ve geç olmadan bilinçlenmesi gerektiğine inanıyorum.
MİLLİYETÇİ- IRKÇI- FAŞİST
Maalesef son yıllarda insanların özellikle gençlerin kafası karışmış durumda. Daha Faşizm, Irkçılık ve Milliyetçilik kavramlarının ne demek olduğunu bilmeden orda burda atıp tutuyor.Herkes birbirine Irkçı; Faşist diyor. ABD son derece yetkin Toplum Mühendislerini ve internet üzerinde kullandığı binlerce Trolü kullanarak ,kültür erozyonu ve kargaşa yaratmak için elinden geleni yapıyor.O nedenle dünya literatüründe bu kavramların karşılığını buraya yazıyorum.
IRKÇILIK: İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti,
MİLLİYETÇİLİK: Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını, kendi çıkarlarının üstünde tutma anlayışı, ulusçuluk..
FAŞİZM : Demokratik düzenin yerine, aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan, tüm yetkilerin tek bir parti ya da kişinin elinde bulunduğu devlet düzeni

Bizler İstiklal Marşı çalındığında tüylerimiz ürperirken, aidiyet duygusunu yaşarken, bağımsız bir ulus olmanın gururunu taşırken, son yıllarda Türküm demeye bile utanır olduk. Sürekli bir ırkçılık tehdidiyle karşılaşıyoruz. İngiliz ingilizim, Fransız fransızım der, ne diyelim.

İnsanların ulus bilincinden, birliktelik bilincinden koparılması, sömürgeleştirmenin en önemli adımıdır. Farklı kültürler , dinler ve görüşte olanların birbirine karşı kışkırtılması planlanmış bir şeydir.

Türkiye zaten bağımsız bir ülke değildir. Hiçbir üretimi olmayan, tarımsal, endüstriyel yani ekonomik annlamda tamamen Batı ya bağımlı olan bir ülkenin bağımsızlığı mümkün olabilir mi? Ey ABD diye ortalıkta nara atanlar çatır çatır, silah, uçak , makine vs. alırlar.

Zaten 70 li yıllardan beri Türkiye bir tür sömürge ülkesidir. Atatürk'ün kurduğu fabrikalar cüzi ücretlere, ya yandaşlara ya da yabancı ülkelere satılmış.Halka ait hiçbir işletme kalmamıştır. HEY GÖZÜNÜ SEVDİĞİMİN YERLİ MALI HAFTALARI nerde..

Eğitim dilinin zorla İngilizce yapılması da sömürge ülkelerinin özelliğidir. Büyük güçler küreselleşme, yok hümanizm,',insan hakları gibi söylemlerle sömürürler. İngilizce'nin dünya dili, bilim dili olduğu da koca bir yalandır. Hiç bir Fransız makalesini İngilizce yazmaz. 70 li yıllardan beri Türk siyasetini çaktırmadan hep dış güçler yönlendirir.

Beni Irkçılıkla suçlayanlar ben Milliyetçiyim. Yani ülkemin iyi ve güçlü bir ülke olmasını isterim. Tarihiyle, kültürüyle, sanatıyla, bilimiyle övünmek isterim. Bunun için elimden bir şey geliyorsa yapmak isterim. Türk ırkını üstün tuttuğum falan yok. Bu ülkenin Aziz Nesin in söylediği gibi % 60 ı cahil, kaypak, kendi çıkarlarını herşeyin üstünde tutan insanlardır. Ulus bilinci oluşmamıştır. Bir makarnaya, kömüre oy verir. Sanki ATATÜRK bu halkı bilmiyor muydu? Ancak Türk milletinin en büyük sorunlarından biri de korku kültürü ile yetiştiği için sürekli bir aşağılık kompleksi içinde olmasıdır. Türk gençliğini gaza getirmek ve kendine güveninin artmasını sağlamak için uğraşmıştır. (gençliğe hitabe, Nutuk vs)

ha bu ülke de iyi sanatçılar, düşünürler , bilim insanı yok muydu? Hepsi ya yurtdışına gitti ya da bertaraf edildi. Hele YÖK ün kurulmasından sonra ülkede bilim falan kalmadı. Hele son 20 yılda akademisyenlerin büyük çoğunluğu yukarıdan inme, boş insanlar. Bu kadar mühendis yetişiyor, ülke de sanayi var mı yok? Sadece fason üretim. Makinalar, hatta montajcılar bile dışarıdan geliyor.Bu ülke 1940 larda kendi uçağını, arabasını yaparken, kendine yeten bir ülkeyken nasıl bu hale getirildi. Politikacılarla ortak çalışan iş adamları ve Batı nın dayatmalarıyla tabi. (Tarımda kota, üreticiye yüklenen aşırı vergiler).
Son 20 yılda yapılan hiçbir sınava güvenmiyorum.Atamaya güvenmiyorum. Bir kamu çalışanı olarak söylüyorum ki torpil gırla gidiyor. Milyonlarca gencin kaderiyle oynandı.

Herkes bilir ki sömürge ülkelerinde liderler büyük güçlerce yetiştirilip halkın zaaflarına oynayarak diktatörleşir. Çünkü halk bilinçli olarak cahilleştirilir ve korku kültürüyle yetiştirilip, kendine güveni olmayan, güce tapan insanlar yetiştirilir.

Hep Avrupa'da milliyetçilik yok vs. safsatası var. Avrupalılar o kadar milliyetçi ki, hiçbiri asla İngilizce konuşmaz. Tarihinden ve kültüründen gururla bahseder. Irkçıdır da, Orta doğu ülkelerini, sömürge ülkelerini ekonomik pazar olarak görür. Tabi ben Batı düşmanı değilim. Seviyorum da, Ancak her millet kendi çıkarları dahilinde hareket eder.

Yıllardır sürekli önümüze konulan ERMENİ SOYKIRIMI. Her millet tarihte soykırım yapmıştır. Peki Ermenilerin Azerbaycan ve Karabağ bölgesinde yapmış olduğu soykırımları neden hiçkimse konuşmaz. Yahudi soykırımı gerçektir. Fakat şu an Yahudiler bütün dünyayı sömürmektedir. Bizim gibi sömürge ülkelerine gönderdikleri genetiğiyle oynanmış tohumlar sağlığımızı tehdit etmektedir.Ve bu bitkiler tohum vermediği için sömürge ülkeleri her yıl tohum almaya mecbur edilmiştir. Aşılar ve ilaçlar da ayrı mevzu.

Topraklarımızın ve kurumlarımızın Araplara satılması, tehlikenin en önemli işaretidir. Filistin de zamanında topraklarını ve kurumlarını İsrail'e satmıştı.

Milliyetçilik dediğimde herkesin ödü kopuyor, Irkçı vs. Milliyetçilik, bağımsızlık demektir. Kendine yeten, kültür de sanatta bilimde çağdaş ülke olmak demektir. Yoksa her ırk, kültür ve millet de her türlü insan mevcuttur. Kimse kimseden üstün değildir.

Yurtdışına gidiyorum, Alman, fransız gururla kendinden, kültüründen bahsederken ve milleti ile gurur duyarken, ben Türk'üm dediğim de alaycı bir şekilde gülerek Darbe den, yok cemaatten söz ettiklerinde utandım.

Amerika o kadar milliyetçi bir ülkedir ki; bütün filmleri Amerikan bilmemnesi diye başlar. Hollywood Amerika'nın en önemli kültürel silahıdır. Sürekli düşmanlarla savaşan ABD askerleri kahraman gibi gösterilir.

İnternet büyük oranda toplum mühendisleri tarfından oluşturulan , bilgi kirliliği ve insanları galeyana getiren, düşünmekten yargılamaktan aciz, tüketici bir robota dönüştüren, insan zihninin genetiğiyle oynamaya elverişli bir araçtır. (ha tabi ki son derece faydalı özellikleri de var o ayrı). En azından normal hayatta konuşmaktan aciz, pısırık tiplerin burada öfkesini boşalttığı bir mecra.
Oktay Sinanoğlu milletimizin içinden çıkan fakat değerini bilemediğimiz birçok insandan sadece biridir. Kitaplarını okudukça ne kadar milli ve bizden olduğunu anlıyoruz. Milli ve bizden olması bazılarına batıyor ve onu ve onun gibileri yoksaymaya unutturmaya çalışıyorlar. Bunlara inat bizler yani bu memleketin evlatları Oktay Sinanoğlu'nu yaşatmalıyız ve ona hak ettiği değeri vermeliyiz. Kitaplarını okumanız şiddetle öneririm..
Bir ülke düşünün ki o ülkenin Abd başkonsolosluğu Abd'deki Türk derneklerinin yaptığı konferanslarının ingilizce olarak düzenlenmesini emrediyor.
Aynı şekilde Avrupa'daki dernekler de yapacağı organizasyonların dili olarak ingilizceye mecbur bırakılıyor, üstelik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin resmi temsilciliği tarafından.
Bunda amaç ney peki?
Oktay Sinanoğlu'nun dediği gibi "Türkçe giderse Türkiye gider"

Ülkesini seven her bireyin okuyup, hayatına katması gereken bir kitap. 26 yaşında profesör olmuş bir insanın ülkenin gelişimi adına muhteşem tavsiyeleri var.
Milletimiz için şuurlu ve en önemlisi de milli nesiller yetişmesi adına kitabın okutulmasını yaygınlaştırılmasını önemle öneriyorum. Bu bilge adam dünya düzenini ve dilin önemini en basit şekilde bize anlatıyor. Bize düşen ise anlayıp uygulamak. Makam ve mevkii uğruna vatandan vazgeçenlere ise ayrı bir öneririm. Ümit ediyorum ki önemli yerlerde bulunan şahıslar bu eseri okumuş anlamış ve uygulayabilmiş olsunlar. Ve son olarak bugün gelinen nokta da Bilge adamında dediği gibi vaziyet Kurtuluş Savaşından daha kötüdür. Birlik olma vaktidir !
Ülküler bir yıldıza benzer, belki o yıldızı tutamazsın ama oraya doğru yürürsün./beyin göçü sahte aydın yetiştirmek için teşvik edilir./ Maneviyat siz akıl muzır olur, akıl gönlün emrinde olmalıdır.
Oktay Sinanoğlu'nun makalelerinden,konferanslarından derlemeler ile oluşturulmuş güzel bir eseri.Kitabın ana konusu Türkiye üzerine oynana sayısız oyunların sonucunda,en büyüğü,en sıkıntılısı olanın dil konusu olduğundan bahsediyor.Ve verdiği misaller ile de dediklerini kanıtlıyor.Yazdıklarını ciddi manada düşünerek okursanız eğer ve anlattıklarını Türkiye'de yüzde kaçı gerçekleşti diyerek düşünürseniz bazı şeylerin sıkıntısını çekmek üzere olduğumuzu göreceğiz.
Efendim, gönlü sağlam olmayan adamdan bilim adamı da çıkmaz.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 42 - Bilim+Gönül, 36.Baskı, Eylül 2010
Kafalar garibanlaşmış, hatta perişan olmuş; çünkü kafalar köleleştiriliyor, kafalar sömürgeleştiriliyor.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 27 - undefined
Hiçbir ayrımcılığı da kabul etmiyorum. Türkiye'deki 1950'lerden beri başlayan ve yoğunlaşan dış kaynaklı ayrımlar, sağcılık, solculuk, şuculuk, buculuk gibi ayrımların hepsi dışarıdan özellikle çıkarıldı.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 265 - Bilim+Gönül, 36.Baskı, Eylül 2010
Kendine itibarı olana başkası da itibar eder.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 32 - Bilim+Gönül, 36.Baskı, Eylül 2010
Gençler, bilim için akıllarını matematiğe sarılarak, gönüllerini ise Türkçeye sarılarak geliştireceklerdi.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 2 - Bilim+Gönül, 36.Baskı, Eylül 2010
"Türkiyeli" lafını Türk dememek için kullanıyordu içerde birileri biliyorsunuz; efendim, bir türlü Türk diyemiyor; kendisi basbayağı Türk, başka dil de bilmiyor, her şeyiyle Türk, bırak soyunu sopunu, kültürüyle Türk. Adam tutmuş yazıyor "Türkiyeli", "Türk demek olmaz ırkçılık." ondan sonra kalkıyor orada başkaları için bir sürü edebiyat yapıyor, Türk'ten gayrı kimden bahsetse ırkçılık olmuyor. ...

"Oturuyorduk, bir tanesi dedi ki ben Kürdüm, öbürü Çerkesim falan dedi," ben de şaşırdım dayanamadım; "afedersiniz, kusura bakmayın ama ben de Türk'üm." dedim, diyor. "Beni az daha döveceklerdi" diyor; "vay ırkçı, alçak, faşist."
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 50 - Otopsi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hedef Türkiye
Baskı tarihi:
Eylül 2010
Sayfa sayısı:
310
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058936997
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilim & Gönül Yayınevi
Türkiye'nin Hedefi Hedefteki Türkiye.

"Türk Aynştaynı" olarak tanınan, değişik ülkelerde iki kez Nobel Ödülü'ne aday gösterilen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, A.B.D. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi. (1956). A.B.D.'de M.I.T.'den birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi oldu; "Alfred Sloan Ödülü"nü aldı. Berkeley'de Kuramsal Kimya doktorasını yaptı. ABD Atom Enerjisi Merkezi'nde araştırmalar yaptı. Harvard ve Yale'de kendisine ait yeni kuantum(nicem) kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey dersler verdi. 1962'de, 26 yaşında, Batı'nın son 300 yıldaki en genç profesörü oldu. "Moleküler Biyoloji" konusunda ikinci kürsüsüne atandı. "Alexander von Humboldt Bilim Ödülü"nü kazanan ilk bilimci oldu. Japonya'nın "Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü"nü kazandı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çıkardığı özel bir kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek "Türkiye Cumhuriyeti Profesörü Unvanı"nı verdi. Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak Japonya'ya gönderildi; Türk-Japon Kültür, Eğitim ve Bilim ilişkilerinin temelini attı.

Kitabı okuyanlar 289 okur

  • Mehmet Ekti
  • Cemil Ürgüp
  • kamil sezen
  • Engin Yaşar BULUT
  • Nur
  • Mehmet Cihan Terzioğlu
  • Ferdi
  • Sena zeynep
  • Halil İbrahim Kara
  • Hülya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%8.9
25-34 Yaş
%31.3
35-44 Yaş
%39.3
45-54 Yaş
%14.3
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%2.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%34.5
Erkek
%65.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.1 (33)
9
%24.5 (23)
8
%23.4 (22)
7
%13.8 (13)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%1.1 (1)
2
%0
1
%2.1 (2)