Ahmet Taha Özenç

Ahmet Taha Özenç
@Ruhasfa
Niyet hayır, akıbet hayır
Psikolog
İstanbul
15 Mayıs 1995
11 okur puanı
Haziran 2019 tarihinde katıldı
Olmamak ya da farkında olmamak
Farkında olmadığımız ayrıntıların hayatımızda bir şeyleri eksik bırakıyor olabileceği meselesinin üzerinde pek fazla durmuyoruz. Aslına bakılırsa hayatımızla ilgili pek çok şeyi zaten pek kafaya takmıyoruz. Gerçekte orada olan ama ayırdında olmadığımız için varlığından bihaber olduğumuz şeylerin yaşantımızı etkilemekte olduğu bir gerçek oysa. Neden olduğunu, nasıl olup da yaşandığını anlayamadığımız pek çok durumun derinliklerinde bir etken olarak bizim farkında olmadığımız o şeyler var. * Hayatımızda olan hiçbir şey tesadüfen olduğu o yerde değil! Tesadüf diye bir şey yok çünkü! Her şey Allah’ın ilmindeki sonsuz hikâyenin sonlu hayatlarımızdaki bir tezahürü, bir tecellisi olarak zuhura geliyor ve bir anlamı var. Yani her zuhura gelen şeyin bize söyleyeceği, söylediği bir şey var. Her farkında olmadığımız şeyle aslında bir farkındalık kaybediyoruz. Bütünün içinden tamamlayıcı bir parçayı atlamış oluyoruz. Bunlar çoğalınca hayatımızdaki kör noktalar çoğalıyor ve bizi gören körler, duyan sağırlar haline getiriyor. * Dünyada tek olan her şey çok değerlidir. Onlara paha biçilemez. Bir ânın içindeki her şey de sadece o ân oradadır, tek bir kere yaşanır. Her yaşanan hayatımıza derinlik katacak hakikatler, sırlar taşır. Bu fırsatları kaçırmamak için yaşarken her olan bitene dikkat kesilmemiz, yaşadıklarımızın azami şekilde farkında olmaya çalışmamız gerekir. Yoksa o paha biçilemez fırsatları yitirir, zenginliklerimizden olur, insani manada günden güne yoksullaşırız. Bugün olan da esasen büyük ölçüde budur! Gökhan Özcan, Yeni Şafak,11.06.2026
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan… Ne meçhul ne malûm!
Bazen başkalarının bizi hiç anlamadığını düşünüp üzülüyoruz. Bundan kastımız bizi bizim içimizden geçirdiğimiz gibi anlamadıkları aslında. Bu duruma içerlerken, aslında imkânsız bir şeyi istediğimizi pek düşünemiyoruz. Herhangi bir insanın bir başka insanı, özellikle de içinden geçirdikleriyle birlikte anlaması mümkün müdür? Kalabalıkların içinde de olsa, insan içinden büyük ölçüde kendi kendine konuşan bir varlıktır. Hayatın elbette ortak noktaları ve o ortak noktalar üzerinden şekillenen bir anlamsal birleşim kümesi var. Ve fakat bu ortak anlama imkânı, özele inildikçe elden gider. Bu kaçınılmazdır; çünkü her insan hayata başkalarından farklı, kendine özgü, yani sadece kendisinin bakabileceği bir yerden bakar. Başkalarıyla beraber gördüğü şeyler vardır ama bunlar sınırlıdır. Hayatı anlarken, anlamlandırırken, ‘şey’ler hakkında düşünürken, bunu kendi dünyasının içinden, kendi zihinsel ve kalbi kabiliyetiyle, kendi biricikliğiyle yapar. Abdülhak Şinasi Hisar’ın ‘Fahim Bey ve Biz’ isimli eserinden ‘insan’ı anlamaya dair ufuk açıcı ifadeler: “Zira -her ne kadar garip olsa da- mahrum olmak muhtaç olmak değil ve mahzun olmak mesut olmamak değildir. Şüphe yok ki aydınlık veya karanlık zamanlarımız olabilir. Lakin neşemizin veya hüznümüzün mayası asıl vücudumuzun ve ruhumuzun bir usaresidir. Aynı şartlar içinde memnun veya mahzun olabiliyoruz. İnsanlar başlarına hariçten gelen felaketlerden ve saadetlerden ziyade bu halleri duyuş ve hazmediş kabiliyetleriyle, dünya ile ve kendi nefisleriyle mücadele tarzlarıyladır ki birbirlerinden ayrılırlar” Güzel bir hava bir yönüyle meteorolojik bir hadisedir. Ama güzel bir havanın edebi tasvir ve tasavvurlarını söz konusu etsek, sayısız hikâye, şiir, roman, deneme gelir hatırımıza. Sayısız derken bunu laf olsun diye
Sürekli bir hareketin içinde olmazsak sıkılıyoruz. Hayatımızda yer açtığımız her şeyin bizi eğlendirmesi, hayat ve insan hakkında düşünmekten alıkoyması gerekiyor. Kendimizden de insan olmaktan da insanı düşünmekten de kaçmaya çalışıyoruz. Böyle bir hayata kodlandık. Hiçbir şey canımızı acıtmasın istiyoruz, içimize dokunmasın, özümüzü bize hatırlatmasın. Yaşadığımızı nasıl hissedeceğiz peki? Bir şeyler içimize dokunmalı, insan doğrudan insan olmakla ilgili o sancıları çekmeli. Ancak böyle olursa bir kalp sahibi olunur. Ancak böyle olursa bir insaf, bir izan, bir idrak oluşur insanda. ..................................................................................Eğlenmek,vakit geçirmek, ihtiraslarımızın elinde oyuncak olmak için gelmedik dünyaya. Bunun için gönderilmedik. Kendi hakikatimizi aramak, bunun kalp yükünü taşımak için geldik. Bu derde gönüllü olmak durumundayız. İçimizde yaşamaya devam eden, içimize sıcaklık veren ne varsa onları da bu şuurla yaşatmak zorundayız. Güzelliğimizi, iyiliğimizi, inceliğimizi kaybedersek hayatiyetimizi de kaybederiz. Gökhan Özcan , Hakikatin Bedeli, Yeni Şafak
Zira dünya durulacak mekân, İnsanlar sığınılacak liman değil.
Sadece ne kadar az şey bildiğini bilenler, gerçekten bir şeyler öğrenmeye başlayabilirler. Geri kalanlar kendi zihinlerinin dar pencerelerinden bakıp dünyayı gördükleri sanan körlerdir. Eb'ul Vefa - Felsefecilerin Sözleri