Bu ana kadar gördüğümüz numunelere bakılırsa hakkı kuvvetin doğurduğu anlaşılıyor. Kuvvetli olan haklı oluyor. O derecedeki âcizlere, zayıflara hakkı en kuvvetli dağıtıyor. Kuvvetlinin görüşü hak kabul ediliyor. Bir zayıf, kuvvetlinin görüşünü hak olarak kabul etmek mecburiyetinde bulundukça hürriyet, adalet yerleşmiş olamaz. O kuvveti imkân derecesinde herkese dağıtmanın yolunu bulmalıdır.
Hem böyle bir memlekette evlenmekten amaç ne olacaktı? Bu yosunlu damların altındaki kasvetli hayatın içinde yaşatmak, bu kirli sokakların bozuk kaldırımları üzerinde süründürmek için evlat yetiştirmek mi?