Şöyle derdi: “İnsanın olağan görevi, yılın dört mevsimini yaşamak, yani yaşamının dört çağını fazla atlayıp zıplamadan yaşamak, yaşam kadehini son güne kadar tek damlasını boşa dökmeden içmek, şiiri tutuşturmaması için ateşini fırtınalı yangınlardan koruyarak ağır ağır yanmasını sağlamaktır.” Arkasından eklerdi: “Düşüncelerimi davranışlarımla doğrulayabilirsem mutlu olacağım, ama hiç umudum yok, çünkü çok zor bir şey bu...” ...
... Yağmur yağarken şemsiyesini açar, yani kederi olduğu sürece üzülürdü ya da hiç çekinmeden acı çekerdi. Daha çok da acısına, sırf her acısının suçunu kendinde bulduğu için sabırla katlanır, onu paltosunu çıkarıp başkasının askısına asar gibi üzerinden atmazdı.
Sevincinin hazzını, yol kenarından kopardığı bir çiçeğin, elinde solana dek ona tattırdığı hazzı tadar gibi tadar, sonra atardı. Yani her zevk kadehinin dibindeki acı damlayı içmezdi...
( Ştoltz )
İki insanın sürekli bir arada olması kolay şey değildir. Birbirlerinin yalnızca iyi yanlarından zevk almaları, eksiklikleri yüzünden de birbirlerini yere çalmamaları için her iki tarafın da büyük yaşam deneyiminin, sıcak yüreğinin, olgun birer mantığının olması gerekir.
Zahar, Oblomov’a bir Şaman’ın putuna davrandığı gibi rahat ve kaba davranırdı. Şaman tozunu almaz putunun, elinden yere bile düşürdüğü, canı sıkkın olduğunda bazen ona vurduğu bile olur ama gene de putuna karşı büyük bir saygısı, sevgisi vardır, putu kutsaldır onun için.