"Anne, bence hayat deliklerle dolu bir çoraba benziyor"
"Öyle mi? Bak sen şu konuşana. Bana bir iki şey öğretebilirsin belki, " diye takıldı annesi. " Peki, hayat neden delikli bir çorapmış?"
Serin zayıf bir tebessümle yanıtladı. "Çünkü biz de yaralarımızı sevdiklerimizle sarıyoruz."
"Her șeyden çok istediğim şey gençlikti, tıpkı senin gibi yeniden genç olmak. Dünyadaki hiçbir para zamanı geri çeviremez. Söyle bana genç hanım, senin değerli anıların var mı?"
Soru Serin'i şaşırtmıştı. "Ne gibi?" Kendini kötü hissettiğinde geri dönebileceğin, seni mutlu eden anılar. Tahmin edebileceğin gibi benim böyle anılarım yok. Ömrümü çalışarak geçirdim, dur durak bilmedim, mutlu anılar biriktirmek için zaman ayırmadım." Derin bir iç çekti. "Bazı şeylerin zenginlikten daha değerli olduğunu asla fark edemedim. Keşke yeniden genç olabilsem, işte o zaman sevdiklerimle daha çok vakit geçirirdim."
"Bahçeye hoş geldin Serin. Burada insanların döktüğü, kıymeti bilinmeyen ter ve gözyaşlarıyla yetişen çiçekler ve ağaçlar büyür." Popo'nun işaret ettiği bitkilerden bazıları muhteșem çiçekler açmışken bazılarında tomurcuk bile yoktu. Serin ölmüş gibi görünen birkaç ağaç gördü. "Hepsi kendi mevsimlerini bekliyor," diye açıkladı,
Popo.
Serin merakla kadına baktı. "Ne demek istiyorsunuz? " Popo çayından bir yudum alıp cevap verdi. "Her bitkinin bir mevsimi vardir Serin. Bazı çiçekler bahar vakti açarken diğerleri yazı ya da sonbaharı bekler. Kimiyse tüm çiçeklerin donduğu en soğuk kış günlerine kadar kendini göstermez. Benim buradaki görevim, insanların hedeflerine ulaşmak için döktükleri ter ve gözyaşlarıyla her birine tek tek bakmak ve vakti geldiğinde hepsinin güzelce çiçeklenmesini sağlamak."
"Zor şeylerle mücadele eden herkes çıldırmış olsaydı, bu tüm dünyanın çıldırdığı anlamına gelirdi. Farklı olmak ve bir şeyleri herkes gibi yapmamak sorun değil."