Sıdk, lügatta vakıaya uygun bulunan söz doğruluk mânâsına gelen bir kelimedir. 'S-d-k' kökünden türemiştir. İstılahi mânâda ise peygamberlerin doğru sözlü olduklarını, vakıaya, kalplerine, zihinlerine ve en önemlisi vahye uygun konuştuklarını ifade eden bir kelimedir. Sıdkın zıttı olan kizb ise vakıaya uygun olmayan sözdür ki bundan kasıt beyan edilen ile düşünülen, hissedilen, bilinen arasında mutabakatın olmasıdır. Mesela, Kur'an-ı Kerim'in Allah kelamı olduğunu kalben inanmayan bir kimse dili ile 'Kur'an kelâmullahtır' dese bu söz zahiren doğru bir beyân olsa dahi söyleyen hakikatte sıdk sahibi olmayacaktır.
Şunu evvelce ve açıkça ortaya koymak gerekir ki peygamberler beşer olmaktan müstağni değillerdir fakat beşer içerisinde alelade mevkide de değillerdir. "Onlar beşerüstü değil, beşerin üstünüdürler."
Kitapta; Bâyezid-i Bistami'nin her arayan bulamaz lakin bulanlar arayanlardır ifadesinin örneğini gördüm.
Tanzimat sonrası gülünç fakat bir o kadar acınası ahvalin neleri berbat ettiğini, aklını kiraya vermek deyimini de aşarak resmen bunu kendi iradesi ile köleleştirdiğini gerçeği. 'Ne' uğruna 'neler' feda ediliyor! Insanın aklı almıyor. Kezâ benzer akıl ve duygu tutulması hâlâ mevcut. Şasa ailesi hakikate sırt dönmüş pozisyonda iken aksine bugün hakikat diye körü körüne inançsal akıl tutulmaları da problemin simetrik boyutu.
Ayşe Şasa kendisi tanımladığı üzere yıllardır yaşadığım kabz hâli ve sonrasında gelen bastın, esasında hakikatten uzak olmanın bir tecellisi gibi görse de ailesi tarafından kendisine sunulan hayatının asıl sebep olan etken.
Ve belki sonradan kavuştuğu inkişaf yine nasip olacaktı fakat algılama ve ortaya çıkan hikaye farklı olabilirdi.
O bir ömürde iki hayat yaşadı, bizlere güzel eserler bırakıp ebediyete göçtü.
Kitap Cihan harbinde Ruslara esir düşen Nurullah hocanın dedesinin (Bekir) hayat serüvenini ele alıyor. Bekir hastalıklarla boğuştuğu bitmek bilmez bir esaret yolculuğuna çıkıyor, babasının cesedini vagondan atılması üzerine tarifsiz bir acı başlıyor onun için. İki yıl boyunca günde sadece yarım ekmek, suyla Sibirya soğuklarında çalıştırılan zor şartlara dayanamayıp ve donarak şehit olan onlarca Müslüman... Esir kampı sonrasında zengin bir Rus'a köle olarak satılması ardından esaret hayatının ikinci serüveni başlıyor. Defalarca süikaste uğruyor. Allah'a onan inancını ibadetlerini aksatmadan dilinde hep babası Ali Bey'in ''Şüphesiz ki her zorlukla beraber bir kolaylık vardır'' ayetini kalbinden bir an olsun çıkartmıyor. Onlarca sıkıntıya rağmen imanı sürekli abdesti olması ve duaları onu belalardan koruyor. Ruslar üç kutsaldan birinin onu koruduklarına inanmaya başlıyorlar. Zor günleri geride bırakan Bekir nahiyenin zengin ve ailenin tek kızı olan Tatyana ona aşık oluyor, tabi bu aşk karşılıksız değildir. Kızın babası ona bütün malını vererek kızımla evlen teklifinde bulunuyor. Sizce Bekirin hayat hikayesi bundan sonra nasıl devam etti devamını soru olarak kalsın merak edip araştırıp, okumak isteyenler için :)
Not: Nurullah hocayı çok sevsem de kitapta eleştirdiğim noktalar oldu, buna rağmen çok güzel bir eser, esere kurmaca bir roman olarak değilde bizzat o topraklarda büyüyen biri olarak, ülkemizde geçmişte yaşanılan acıların gerçekliğini tüm çıplaklığıyla anlatan bir bakış açısıyla okumanızı tavsiye ederim.