‘Paris’in dört buçuk milyon vatandaşından hiçbiri beni tanımıyor yada beklemiyordu, yani dilediğimi yapmakta özgürdüm. İstersem kenti gezebilir, gazete okuyabilir, bir kafeye oturabilir, bir yerlerde yemek yiyebilir, bir müzeye gidebilir, dükkanları gezebilir yada Quais’de kitaplara bakabilirdim.’
‘Kimsenin kaale almadığı biri -onu sevmelerini bekleyemeyeceği insanların sırtında bir yük, zaten kalabalık ve zayıf akıllarla çevrili bir evde fazlalık- olacaktı ve burada huzur bulma şansı da ilerisi için destek görme umudu da zayıf görünüyordu.’