Rumy

Gece... Ansızın uyanıyorum uykudan. Uykumun en derin, en karanlık, en kuytu yerinden bir şey çekip çıkarıyor beni. Birden anlıyorum. Dehşet içinde idrak ediyorum. O anda sanki sadece bunu düşünmek, bunu anlamak için birisi uyandırmış sanki beni. Evet... evet, anlıyorum ki bir gün öleceğim... Tek bir cümle asılı kalıyor havada: "Geride bir şey bırakmalıyım." Sonra tekrar uykuya dalıyorum. Hiçbir şey olmamış gibi. Sabah... Geceden kalma bir sıkıntı içinde uyanıyorum. Tuhaf bir rüyanın etkisindeyim sanki... Kaybolan bir şeyimin yerini öğrenmiştim rüyamda ama hatırlamıyorum şimdi. Evet, böyle bir duygu... Bir şey öğrenmiştim gece uykumda, uyanamadan unuttum... Hayatım da böyle mi geçiyor yoksa? Öğrenip “uyanamadan" unutuyor muyum her şeyi? Mesela bir gün öleceğimi... Hayatın ne kadar kısa olduğunu... Ruhumu parça parça eden dünyevi dertlerin beyhudeliğini... Yaşadığım her şeyin bir sebebi olduğunu...
Sayfa 193
Reklam
İnsan sonsuz olacağına inanarak başlıyor sevmeye. Üstelik bunun böyle olmadığını söyleseler de yine de kabul etmek istemiyor...
Sayfa 182
Hiçbir yolcu dönmemek için çıkmıyor aslında bir yola. Her defasında aynı kapıya uzanacak sanıyor eli. Ve her son, mutlu son olmuyor. Ama her bitiş gerçekten son mu oluyor, onu da bilmiyor insan.
Sayfa 178
Bir kiraz çekirdeği gibiydi insan kalbi. Her yıkımdan sonra dirençle yeni bir ağaca; o ağaçsa, her yeni yaşta yeniden çiçeğe dönüyordu.
Sayfa 172
Acaba kendi izini mi arar insan her defasında okuduğu her uzak satırda?
Sayfa 140
Reklam