O yaz günü,Sirkeci Garı’ında Günk’ü geçirirken insanı ve erkeği öğrenmenin bu denli güç olduğunu hiç bilmiyorum.Erkeği öğrenmek için,çok erkek tanımak gerektiğini de bilmiyorum.
Mutluluğun,insanın kendi kendisiyle hoşnut olmasıyla başlayacağını da bilmiyorum.
(Kauçuk ağacını bugün de hiç sevmem.Orta sınıf evlerinin ağır,bunaltıcı havasını,ya da hiçbir işin yürümediği,memurların bütün gazeteleri evirip çevirdiği,duvarlara baktığı büroların sigara dumanlı havasını anımsatır bana )
Babamla annem arasında hiçbir sıcaklık,hiçbir sevgi yok gibi.Annem onu erkek olarak sevmediğini her davranışıyla belli ediyor.Bütün küçük burjuvalar gibi,sorumlulukların zorunluluğu ile bağlılar birbirlerine.
Her sabah ve her gece öylesine sevgisiz ki.