Mustafa

Mustafa
@Rust
rodion kuluna da de.
Rejisör ün rejisörüyüm.
lisans
Antalya
305 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
her ne olursa olsun mazim, bugünkü vaziyetimden daha bütün bir mesele gibi geliyor. ne ondan kurtulabiliyorum, ne de tamamiyle onun emrinde olabiliyorum." Ahmet Hamdi Tanpınar
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
babam öldüğünde beşiktaş'ı bırakıp sigaraya başladım. o zamanlar pembe panjurlu, siyah beyaz perdeleri olan evimizde "tüp" patlamamış, ortalık enkaz yerine dönmemişti henüz. gerçi o zamanlar da beşiktaş demek, acı çekmek demekti benim için. pazartesi günü okula gitmek istemeyişlerim de hep beşiktaş yüzündendi zaten. pazar günü oynanacak derbi için, cuma günü istiklal marşından önce tokat atmasına iddiaya girilirdi. pazartesi sabahları ne tokatlar yedim arkadaş. ey üçüncü sınıftaki sıra arkadaşım engin, anam babam öyle vurmadı lan bana, it. bugün hala açıköğretim’den tek dersim kalmışsa bunun bir sorumlusu beşiktaş, diğer sorumlusu da sıra arkadaşım engin’dir. o zamanlar, insanların en fazla mahalle bakkalına borcu olurdu. birbirlerinden borç istemeye çekinen adamlar vardı. en ufak dedikodu fırsatını bile kaçırmayan, terlikleri ayaklarından çok ellerine yakışan anneler vardı. bir de mahallenin çocukları vardı. bizim mahallede bir recep vardı mesela. aşağı mahalledeki çocuklar dövmüştü bunu da taşla sopayla kavgaya gitmiştik. kanını yerde komamıştık recep'in. ertesi hafta da ben dövmüştüm recep'i. dayak arsızı bir çocuktu zannımca. neyse... gün geçtikçe bankalar çoğaldı. bankalar çoğaldıkça, bakkallar kapandı. bakkala borcu olan insanlar, bankalara borçlanmaya başladı. anneler gizli bir barış antlaşması imzalamış gibi indirdiler terliklerini. mahallenin çocukları artık birer banka müşterisi olmuştu. bununla beraber "beşiktaş'ın çocuğu" diye çağırılan topçular gitti, yerine "profesyonel futbolcu" diye bir şey geldi. tokat atmasına girilen iddialar, büyük paraların döndüğü bir naneye dönüştü. e sonuçta hepimiz birer banka müşterisiyiz. her şey para üzerinden dönmeli. yoksa bırak futbolu, nefes alıyor olmanın bile bir anlamı yok onlar için. onlar dediğim kişiler kimdir,
Spor
+ Babam beni dövdüğü için herkes beni dövüyor; ama sorun değil onu öldüreceğim ! - Ne... Babanı mı öldüreceksin ? + Onu içimde öldüreceğim, birini sevmeyi bıraktığında içinde ölmeye başlar.. Jose Mauro de Vasconcelos
İnsanın iç dünyasının ufku yok. Çok geniş. Ben kendi sınırlarımı koydum. Şeytanın bile çözemeyeceği bir karışıklık var. Aklın aşağıladığını, kalp çoğu zaman güzel buluyor. İşin kötü tarafı, güzelliğin yalnız korkunç değil aynı zamanda gizemli oluşu... Şeytan, tanrıyla boy ölçüşmek ve savaşmak için insan kalbini arena olarak seçmiş. Dostoyevski
Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: "Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen?" Öte yanda iyilik isteyenler, insanlığın bin yıl sonraki geleceğini kendilerine dert ediniyorlar. İnsanları birbirine bağlayan ülkü tümden yitti, kayıplara karıştı. Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor. Herkes kendini düşünüyor. Kendisi kapabileceği kadar kapsın, geride kalanlar isterse açlıktan, soğuktan ölsün, vız geliyor. İnsanoğlu aptal değilse bile korkunç derecede nankördür. Evet, eşi bulunmaz bir nankör! Bana kalırsa insanın en iyi tanımlanması şöyle olmalı: İki ayaklı nankör bir yaratık. Hepsi bu kadarla kalsa gene iyi. Çünkü böylece en büyük kusuru unutulmuş olurdu. İnsanın en büyük kusuru, Nuh tufanından başlayıp Schlezwig-Holstein dönemine değin süren, alnının kara yazgısı olan erdemsizliğidir. Erdemsizlik ve buna bağlı olarak ölçüsüzlük. Ölçüsüzlüğün erdemsizlikten ileri geldiği çoktandır bilinen bir gerçektir. Bize insan olmak, yani etiyle kemiğiyle insan olmak bile yük geliyor; bundan utanıyoruz, ayıp sayıyoruz. "Soyut insan" diyebileceğim garip yaratıklar olmaya can atıyoruz. Biz ölü doğmuş kişileriz; zaten çoktandır canlı olmayan babaların soyundan ürüyoruz ve bu durumu gittikçe daha çok beğeniyor, bundan zevk almaya başlıyoruz. Nerdeyse bir kolayını bulup bizleri doğrudan doğruya düşüncelerin doğurmasını sağlayacağız. Dostoyevski