Ruta K

Ruta K
28 Nisan 1999
42 okur puanı
Mart 2024 tarihinde katıldı
Önce Kendini Düzelt, Sonra Ülkeyi Konuş: Karakter Meselesi Net!
Puan vermedi·110 syf.·
2026 1. kitabı
Bu kitap bildiğin roman değil. Olay örgüsü, karakter dramı falan arıyorsan yanlış yerdesin. Ama “bir millet nasıl ayağa kalkar?” diye merak ediyorsan, işte orası tam burası. Grigory Petrov Finlandiya’yı anlatıyor ama aslında bir zihniyet devrimini anlatıyor. Fakir, eğitimsiz, bataklıklarla dolu bir ülkenin; disiplinle, eğitimle ve en önemlisi ahlakla nasıl kalkındığını gösteriyor. Ve bunu yaparken kimseye masal satmıyor. “Çalışın, dürüst olun, sorumluluk alın” diyor. Net. Kitabı okurken şunu hissediyorsun: Bahane üretmek kolay, ama kalkınmak karakter istiyor. Özellikle öğretmenlere, din adamlarına, askerlere, kısacası toplumun önünde duran herkese ciddi bir sorumluluk yüklüyor. “Önce sen düzeleceksin ki toplum düzelsin” diyor. Bu cümle bana bayağı çarpıcı geliyor. En çok hoşuma giden tarafı şu oldu: Kimseyi suçlamıyor ama kimseyi de aklamıyor. Fakirlik kader değil diyor. Cehalet kader değil diyor. Yeter ki bir millet topyekûn uyanmak istesin. Ama dürüst olayım, kitap biraz didaktik. Sürekli öğüt verir gibi. Roman akıcılığı bekleyen sıkılabilir. Fakat altını çize çize okunacak çok yer var. Hele ki bu ülkede yaşıyorsan, ister istemez “Biz niye yapamıyoruz?” sorusu kafana takılıyor. Sonuç olarak bu kitap bana şunu düşündürdü: Kalkınma önce zihinde başlıyor. Eğitim, disiplin, ahlak ve ortak bir ideal olmadan hiçbir şey olmuyor. Kısacası romantik bir hikâye değil; karakterli bir milletin hikâyesi. Ve biraz da yüzleşme.
Kitap Simyacıları
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Araf Yayınları · 2012124,4bin okunma
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Kesilmiş Sahneler – Hakan Bıçakçı
Puan vermedi·172 syf.·
2025 32. kitabı
Gerçekliğin montaj odasında kaybolan hayatlar üzerine Hakan Bıçakçı, Kesilmiş Sahneler’de şehirli yalnızlığın en sessiz, en karanlık perdesini açıyor. Gündelik hayatın sıradan anlarını; asansördeki sessizliği, yarım kalmış mesajları, kendi kendine konuşan zihinleri bir film gibi kurguluyor. Ama bu filmde “kesilmiş sahneler” aslında bizim yaşarken sustuğumuz, içimizde kalan cümleler. Her öykü, bir rüyanın uyanma anı kadar bulanık, bir anı kadar tanıdık. Bıçakçı’nın karakterleri ne tam uyuyor ne tam uyanıyor; bir geçiş halindeler. Gerçekle kurgu, iç sesle dış dünya birbirine karışıyor — tıpkı bizim modern hayatta sürekli “montaj” yaptığımız benliğimiz gibi. Yazarın dilinde gizli bir müzik var: kısa cümleler, uzun sessizlikler. Okurken bazen bir filmin sahnesinde gibisin, bazen kendi hayatının kamera arkası notlarını okuyorsun. Ve o zaman anlıyorsun: kesilen sahneler, aslında hiç çekilmemiş duyguların ta kendisi. Sonuç olarak: Kesilmiş Sahneler; “sessizliğin içindeki gürültüleri” duymayı seven okurlar için. Ne tam karanlık, ne de aydınlık bir kitap — gri tonların arasında kendi yansımanı buluyorsun. Kapanış jeneriğinde ise şu cümle kalıyor aklında: “Belki de hayat, sürekli montajlanan bir sahneler dizisidir. Ve biz, hep eksik kalan repliklerimizi ezberlemeye çalışıyoruz.”
Kitap Simyacıları
Silinmiş SahnelerHakan Bıçakcı · İletişim Yayınları · 0360 okunma