Bu kitap bildiğin roman değil. Olay örgüsü, karakter dramı falan arıyorsan yanlış yerdesin. Ama “bir millet nasıl ayağa kalkar?” diye merak ediyorsan, işte orası tam burası.
Grigory Petrov Finlandiya’yı anlatıyor ama aslında bir zihniyet devrimini anlatıyor. Fakir, eğitimsiz, bataklıklarla dolu bir ülkenin; disiplinle, eğitimle ve en önemlisi ahlakla nasıl kalkındığını gösteriyor. Ve bunu yaparken kimseye masal satmıyor. “Çalışın, dürüst olun, sorumluluk alın” diyor. Net.
Kitabı okurken şunu hissediyorsun: Bahane üretmek kolay, ama kalkınmak karakter istiyor. Özellikle öğretmenlere, din adamlarına, askerlere, kısacası toplumun önünde duran herkese ciddi bir sorumluluk yüklüyor. “Önce sen düzeleceksin ki toplum düzelsin” diyor. Bu cümle bana bayağı çarpıcı geliyor.
En çok hoşuma giden tarafı şu oldu: Kimseyi suçlamıyor ama kimseyi de aklamıyor. Fakirlik kader değil diyor. Cehalet kader değil diyor. Yeter ki bir millet topyekûn uyanmak istesin.
Ama dürüst olayım, kitap biraz didaktik. Sürekli öğüt verir gibi. Roman akıcılığı bekleyen sıkılabilir. Fakat altını çize çize okunacak çok yer var. Hele ki bu ülkede yaşıyorsan, ister istemez “Biz niye yapamıyoruz?” sorusu kafana takılıyor.
Sonuç olarak bu kitap bana şunu düşündürdü: Kalkınma önce zihinde başlıyor. Eğitim, disiplin, ahlak ve ortak bir ideal olmadan hiçbir şey olmuyor.
Kısacası romantik bir hikâye değil; karakterli bir milletin hikâyesi. Ve biraz da yüzleşme.