Rüveyda Fatıma SAĞLAM

Rüveyda Fatıma SAĞLAM
@RuveydaFatma1453
İstanbul'a sevdalı bir kız. Gezmeyi okumayı , araştırmayı , müzik dinlemeyi seviyorum. At vuruldu içim paramparça Rüveyda Gölgelerin ardına sakladım kusurumu Sen orada kayıtsızca gülümsüyor gibisin
İnsan, ruhunu alçaklıktan Kurtarabilmek için İhtiyar toprak anayla Ölümsüz bir birlik kurdu.
Sayfa 137·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yavru güvercinlerim! Size böyle dememe izin verin! Sevimli, tatlı yüzlerinize baktıkça o güzel, küçük kuşlara ne kadar benzediğinizi düşünüyorum... İşte böyle sevgili yavrularım, söylediklerimi iyice anlayamayacaksınız, çoğu zaman söylediklerim kolay kolay anlaşılmıyor, gene de unutmamaya çalışın; zamanla bana hak vereceksiniz. Şunu bilin ki, hayatımızda en yüce, en güçlü ve faydalı dayanağımız ana baba evinden kalma hatıralarımızdır. Size sık sık terbiyenizden söz açılır; dediğim gibi, güzel, kutsal çocukluğunuzdan kalma bir hatıra terbiyenin en iyisidir. Böyle hatıralardan dağarcığına çokça toplayarak hayat yoluna çıkan insan, bütün ömrüne güvenle bakabilir. Kalbimizde kalan tek bir iyi hatıranın bile bir gün faydasını görebiliriz. Belki zamanla kötüleşir, kötülük etmekten kendimizi alamayız, başkalarının gözyaşlarıyla, Kolya'nın deminki, "Bütün insanlar için ıstırap çekmek isterdim!" gibi sözleriyle kötü kötü alay etmek isteyebiliriz. Gene de ne kadar kötü olsak, Tanrı bizi bundan korusun. İlyuşa'mızı nasıl toprağa verdiğimizi, son günlerini, onu nasıl sevdiğimizi, bu taşın başında toplanarak dostça konuşmamızı hatırlayınca en katı yürekli, en alaycımız bile bu anın iyi, güzel duygularını içinden alaya almaya cesaret edemeyecektir. Hatta belki, bu hatıra onu yapmak istediği bir kötülükten koruyacaktır. Kendini toparlayarak, "O zaman ben de iyi, mert, şerefli bir adamdım..." diyecektir. Sonradan buna içinden gülümseyecek belki, olsun, zararı yok; insan çoğu zaman iyi, temiz şeylerle alay etmek züppeliğinden kendini kurtaramaz. Ama emin olun çocuklar, hemen ardından, "Yo, buna gülmekle doğru etmedim, bununla alay edilmez!" diye kendi kendine geçirecektir içinden. Kolya'nın gözleri parladı. — Evet, doğrudur Karamazov! diye bağırdı. Anlıyorum sizi, Karamazov! Öbür
Sayfa 1023·Kitabı okudu
Bir çılgınlık anı içindeki bu hareketle, cinayeti işleyen adamın uşağın odasındaki o üç bin rubleyi hemen oracıkta, yatağın altındaki yastığın altında bırakması anlaşılır bir şey. Evet, para orada kalmış olabilir, uşak da bunu paranın kaybolduğunu söyleyerek gizlemiş olabilir. Ama bu, ancak varsayımdır. Görüyorsunuz ya efendiler, ben savcılığın iddiasını çürütmek için değil, tam tersine, onunla uyuşmak için bir varsayımda bulunuyorum: Demek ki bir çılgınlık anı... Neyse, gelelim asıl konumuza. Bu davanın asıl can alıcı noktasına geçmeden önce, bir noktaya daha değinmek istiyorum. Sayın jüri üyeleri, dün mahkemede tam bir dram yaşandı. İvan Karamazov’un mahkemeye getirdiği o üç bin ruble, davanın seyrini değiştirecek nitelikte bir delil gibi sunuldu. Neymiş efendim? Smerdyakov parayı İvan Karamazov’a vermiş, cinayeti de kendisinin işlediğini itiraf etmiş... Bir an için düşünelim: Suçsuz, sanığın ertesi gün mahkeme huzuruna çıkacağını bildiği halde Smerdyakov niçin son mektubunda bize gerçeği olduğu gibi yazmamıştır? Paranın yalnız başına yeterli delil olamayacağı gün gibi açık. Mesela ben ve bu salonda bulunan daha iki kişi bir tesadüfle iki hafta önce bir olay öğrenmiştik: İvan Fyodoroviç Karamazov eyalet merkezine bozdurmak üzere yüzde beş faizli beş bin rublelik iki tahvil göndermiş. Demek istiyorum ki, gerekince istenilen bir parayı bulmak daima mümkündür, getirilen üç bin rublenin de bir çekmeceden mi, yoksa bir zarftan mı alındığı kesin olarak ispat edilemez. Ayrıca, İvan Karamazov dün, gerçek katilden böyle önemli bir açıklamayı duyunca neden hiç telaşlanmıyor? Neden hemen, sıcağı sıcağına haber vermiyor? Sabaha kadar bırakmasının sebebi ne? Bütün bunları açıklamak güç değildir sanırım. Bir haftadır sağlığı iyice bozulmuş, doktorla yakınlarına birtakım hayaller
Sayfa 989·Kitabı okudu
​Mesela ben ve bu salonda bulunan daha iki kişi bir tesadüfle iki hafta önce bir olay öğrenmiştik: İvan Fyodoroviç Karamazov eyalet merkezine bozdurmak üzere yüzde beş faizli beş bin rublelik iki tahvil göndermiş. Demek istiyorum ki, gerekince istenilen bir parayı bulmak daima mümkündür, getirilen üç bin rublenin de bir çekmeceden mi, yoksa bir zarftan mı alındığı kesin olarak ispat edilemez. Ayrıca, İvan Karamazov dün, gerçek katilden böyle önemli bir açıklamayı duyunca neden hiç telaşlanmıyor? Neden hemen, sıcağı sıcağına haber vermiyor? Sabaha kadar bırakmasının sebebi ne? Bütün bunları açıklamak güç değildir sanırım. Bir haftadır sağlığı iyice bozulmuş, doktorla yakınlarına birtakım hayaller gördüğünü, ölülerle karşılaştığını kendisi söylemişti, sonunda hastalıktan kendini kurtaramadı... Smerdyakov'un ani ölümünü duyunca birden şöyle düşünüyor: "Adam öldü nasıl olsa, suçu ona atarsam ağabeyimi kurtarırım. Param da var. Bir deste gösteririm ki, bu bir şerefsizlik, ölüye iftira etmek, kardeşi kurtarmak niyetiyle bile şerefsizliktir. Orası öyle ama, ya bunu bilinçsizce, gerçekten böyle olduğunu sanarak, uşağın ani ölümüyle aklını tamamen yitirdikten sonra düşünmüşse?
Sayfa 948·Kitabı okudu
İppolit Kirilloviç konuşmasına sinirli bir ürperti içinde, alnıyla şakaklarından ter boşanarak, nöbet geçirir gibi bir halde başladı. Bunları sonradan kendisi söylüyordu. Bu konuşmayı tam bir chef d'oeuvre,⁴² hayatının chef d'oeuvre'ü, kuğunun son şarkısı sayıyordu. Gerçekten, dokuz ay sonra veremden giden İppolit Kirilloviç ölümünü önceden kestirebilseydi, son şarkısını söyleyen kuğuyla yaptığı benzetmede ne kadar haklı olduğunu anlardı. Konuşmasına bütün kalbini, olanca zekâsını döktü. Medeni duygulara ve "belalı" konulara da kişiliğine göre yabancı olmadığını göstermişti fukara... Konuşması bütün gücünü içten oluşundan alıyordu. İppolit Kirilloviç sanığın suçluluğuna yürekten inanmıştı. Görevi gereği değil, işlenen suç için "öç alma" isteğiyle, "topluluğu korumak" amacıyla suçlamıştı onu. Hatta İppolit Kirilloviç'e düşmanca duygular besleyen bayanlar çevresinde bile konuşmasının uyandırdığı olağanüstü etki inkâr edilemedi. Okumaya çatallı, zaman zaman kopuveren bir sesle başladı, ama az sonra sesi kuvvetlendi, bütün salonu doldurdu. Bitirdiği zaman neredeyse bayılacak haldeydi. — Sayın jüri üyeleri, diye başladı Savcı. Rusya çapında ilgi uyandıran bu davanın bu kadar üstünde durulacak, dehşete düşülecek nesi vardı, düşünmek gerekir; özellikle, böyle olaylara artık iyice alışmış olan bizim toplumumuz için! Esasen işin en korkunç tarafı bu derece meşum olayların bile bizim için dehşetini kaybetmiş olması. Falanca filancanın işlediği suçun değil, fakat bütün bunları kanıksamış olmamızın korkusunu duymak zorundayız. Böyle davranışlara, hiç de parlak olmayan bir yarına götüren bugünün bu çeşit olaylarına karşı kayıtsızlığımızın, onları hafiften almamızın sebeplerini nerede aramalı? Sinizmimizde mi, henüz pek genç toplumumuzda mı? Temellerine kadar sarsılmış ahlâk
Sayfa 923·Kitabı okudu