Yaşlı dünya, paslı ekseni içinde binlerce yıllık kederli seslerle uğuldarken, karanlık bir kuyuya tepetaklak düşüyormuş gibi duyumsadı İbrahim kendini. Ahir ömründe Süleyman Han’dan başka tutunacak tek bir dalı dahi olmadığını, şimdi olanca gücü ve itibarına karşın ilk defa böyle açıkça anlıyor, ürpermesene mani olamıyordu.