Gönül yorgunluğu ne, biliyor musun? Gökte yıldızın kalmıyor.
Gölgen bir yere sığmıyor. İçindeki şarkı içinde boğuluyor. Penceren sokağa bakmıyor. Bütün sevgi sözleri kalbinde cezaya dönüyor. Kirpiklerin hiçbir güzellikle halkalanmıyor. Baktığın bütün sular yeraltına çekiliyor. Sevmek korkusu ayrılıktan çok önce acı veriyor. Dünyanın bütün cenazeleri evinin önünden kalkıyor. Her gün bir arkadaşın büyüdüğünüz
zamanlarda kayboluyor. Girdiğin çıktığın bütün kapıların önünde yabancı, ardında yalnızlık olup kalıyorsun. Ne, biliyor musun gönül yorgunluğu? Kendinden soğuyorsun.
Sözünden soğuyorsun. Geçmişinden soğuyorsun. İnandıklarından soğuyorsun. Baktığın yüzlerden soğuyorsun.
İçine bile bakmıyorsun artık. Dünya, inandığın o yitik cennet değil.
Kent, fiziksel zindeliği yok eder. Hava ve mekan yetersiz, sınırlıdır. Ciğerler büzüşür. Kan sulanır. İştah kesik ve yozdur.
Bedenin önsezisi, parıltısı, ritmi ansızın bozulmuştu. Saatli zaman, makineler, araba kornaları , düdükler, izdiham, insanı dişlilerin arasına kıstırıyor, sağırlaştırıyor,aptallaştırıyordu. Kentin ritmi kendini insana zorla dayatıyordu.