Ne kadar yol alırsan al ne kadar uzağa gidebilirsen git elbet bir gün hasrete yenik düşeceksin . Bir kuytu köşede hüngür hüngür ağlamak zorunda kalacaksın . Kaçışı yok bunun .
...Tekrardan seyre daldı . Her şeyi unutmanın tek ve en ideal yolu buydu onun için. Sıradan bir fotoğraf değildi. Duvarda asılı duran sade süslü çerçevenin içindeki o büyülü fotoğraf çekiyordu içine sanki . Nasıl bir şey di bu ? O güzel fotoğrafı seyretmek onun için tanrısına sadık ve muhtaç bir kulun ibadeti gibiydi . O kesinlikle sıradan bir fotoğraf değildi. Artık daha derin düşünüyordu daha fazla bükülmüştü daha fazla ezilmişti. Gözleri kahve rengi olmasına rağmen simsiyah çıkmıştı fotoğrafta. Teni ise pamuk beyazı ve bir o kadar da yumuşaktı . Hiç dokunamasada biliyordu bunu. Onun teni yumuşacıktı. Yumuşaklığı kadar sıcaklığını da hissediyordu . Hissediyordu önce kendi teninde ve ardından da kendi içinde. Tanrım diye sesli bir feryat etti. Tanrım bu nasıl bir güzellik,nasıl bir şaheser? Bu feryatların sebebi dişleriydi . Düzgün ve beyaz güzelliğine güzellik katmak için vardı sanki .Daldığı düşünce çukuru artık daha da derinleşiyordu çünkü gözü güzel kızın gamzelerine kaymıştı . Dişlerin, çenenin ve gamzelerin muhteşem uyumuydu ... Artık bin dertten biri bile kalmamıştı. Rahatladığının farkına varmaya başlamıştı. İçinden geçen düşüncelerden hafifte olsa kurtulmuş geçici rahatlığın keyfini sürüyordu . Nasıl olduğunu bilmiyordu ama dertlerini unutmanın daha doğrusu ortadan kaldırmanın çözümü onun teninde gezinmek olduğunu çok iyi biliyordu. Tenini okşamak, saçlarını tarayıp örmek,peş peşe öpücüklerle ona sarılmak ve ellerinden tutmak istedikleri bunlardı. Emindi ki tüm bu lanet hayatının kurtuluşu bu sevgiydi. Tek taraflı yaşadığı AŞK ...
Bugün olduğundan çok daha fazla sıcaktı güneş. Sanki intikam alıyordu tüm insanlıktan, yakarsam onları öldürürsem hepsini ellerinden dünyayı kurtarırım diyordu . Bir saat belki olmuştur bilmiyorum ayı seyrettim hafif bulutlar vardı önünde. Ama netti anlaşılıyordu beyazlığı . Kim bilebilir ki ne kadar dövülmüştür meteorlarla sırtı. Aklıma tenin geldi işte o an güneşin sıcaklığı bitip parlak ayı seyrededururken . Ne kadar da beyazdı tenin . Ne kadar da sıcaktı. Yüzüm düştü birden vahşice kesilmiş ekin anızlarına . Buda benim tenimdi sanırsam güneşten kavrulmuş kahverengi tenim . Ekin anızları gibi sert tenim ... Tenlerimiz de uyuşuşmuyor artık. Senin tenin bembeyaz ay gibi parlıyor ve yumuşacık. Güneş gibide sıcak tabi . Benimki ise malum ...