Büyüklük davası, yani ülkü, savaşla elde edildiği için-dir ki, insanlık tarihinde büyük savaşçıların, kumandan-ların ve kahramanların daima seçkin bir yeri olmuştur. Savaşlar, kahramanlık rühunu beslemiş, erdemli insanların yetişmesine sebep olmuş, destani edebiyatı yarat-mıştır. Yirminci Yüzyıla doğru yaklaştıkça, savaşlar daha ızdıraplı bir hål almakla beraber, hiçbir şey onun ahlâkî karşılığı olamamıştır ve uzun zamandır savaşmayan mil-letlerde ahlâkî bir bozulmanın başladığı gözden kaçma-maktadır. Mesela İsveç'te kültür ve refah son dereceye vardığı, bu alanda Amerika ve Almanya'dan bile üstün bulunduğu halde, İsveç halkının ahlâkındaki, günden güne çoğalan yozlaşma, düşündürücü bir durum almaktadır. Bazı bayramlarda İsveçli gençlerin topyekün yaptı-ğı rezaletler, memlekette homoseksüel derneklerin yasa ile tanınması, çocuk yetiştirebilecek kabiliyetteki ailelerarasında bile sun'î ilkahla (sun'î döllenme) çocuk sahibi olmak gibi gariplikler, bu milletin bir iç sıkıntısı, bir ma-nevî bocalama içinde olduğunu gösteriyor. İsveç, iki yüz-yıldan beri savaşmamıştır. Bir zamanlar "büyük devlet" olan İsveç'in artık hiçbir büyüklük emelinin kalmayışı, uzun bir süredir devam eden tarafsızlık, atom savaşına tam mânâsıyla hazırlanacak kadar maddî güç göstermesi-ne rağmen mânevî kuvvetlerden yoksunluğu, bu sonuçlan hazırlamıştır. Soysuzlaşma durdurulmazsa, İsveç, günün birinde tıpkı Estonya, Letonya ve Litvanya gibi bolşevikli-ğin ağına düşüverecektir. Çünkü İsveç milletinin heyecan verici bir ülküsü, bir büyüklük emeli yoktur.