“Hayır, özgür değilsin.” dedi. “Senin bağlı bulunduğun ip öbür insanınkinden biraz daha uzun hepsi bu kadar! Senin patron, uzun ipin var, gidip geliyor, kendini .Özgür sanıyorsun. İpi koparmadın mıydı da...”
Zorba’nın bu suskunluğu, yine o başı sonu olmayan sorularla doldurdu içimi. Göğsüm bir kere daha o onul maz sıkıntıyla sıkıştı. Neydi bu dünyanın anlamı? Şaş kındım. Amaç neydi? Erişebilmek için ne yapabilirdik?
Zorba’ya bakılırsa, insanın da, doğanın da amacı sevinçler yaratmaktı. Kimileri bunu “bir ruh yaratmak” diye belirtiyorlar. Sonuçta aynı şeyler bunlar. İyi ama, neden?
Ne adına? Beden çözülüp dağılınca “ruh” diyebileceğimiz bir şey kalacak mı geriye? Yoksa ölümsüzlük baharı na duyduğumuz o sönmeyen özlemimiz mi gerçek olan?
Hangisi doğru? Ölümsüz oluşumuz mu, yoksa o kısacık yaşamımız boyunca ölümsüz birtakım şeylerin buyruğunda kalışımız mı?
“Bana söyleyebilir misin patron?” dedi ve sesi, sıcak gecenin içinde ciddi ve heyecanlı bir tonda yükseldi.
“Bütün bunların ne demek olduğunu bana söyleyebilir misin? Kim yaptı bunları? Neden yaptı? Ve Hepsinin üstünde de şu var.” (Zorba’mn sesi kızgınlık ve korku doluydu.) “Neden ölüyoruz?”