“Ağlamaktan utanmam, hayır; ama erkeklerin önün de. Erkeğiz, aynı sınıftanız, ayıp değildir; ama kadınların önünde her zaman yürekli kalmak gerek. Biz de ağlama ya başlarsak, o zavallılar ne yapsın? Dünya yıkılır sonra!”
‘Bir şey yiyeceksen,„kapacaksın;
bir şeve sahip olacaksan, çalacaksın,’ diye öğüt verirdi.
Ağıtlarımızı bir an önce yakalım da, birer avuç pirinç, biraz şeker, bir tane de teneke kanalım: sonra da anısına hayırdua ederiz. Çocukları, köpekleri filan yoktu, tavuklarla adatavşanlarını kim yiyecek? Şarabını kim çecek?
Taraklarıı, karamelalarının mirasına kim konacak? Eee ne diyeyim sana Kira Malamateniam? Tanrı beni bağışlasın ama, içimden saldırıp ne olursa kapasım geliyor.”
Biçimsiz, yan basılmış, küçük kunduraları yatağın kenarından çıkıyor, onları gördükçe insanın yüreği burkuluyordu; bu kunduralar insanı, sahibinden daha çok kederlendiriyordu.
Ben, her insanın ayn bir kokusu olduğuna inanırım:, Biz bunu anlamıyoruz. cünkü kokular birbirine karışıyor hangisinin
senin, hangisinin benim olduğunu bilemiyoruz; yalnız havanın,
pis bir koku yaydığını anlıyor buna da İnsanlık adını veriyoruz.
Kimileri, onu soluyup lavanta adını da veriyorlar; benimse kusacağım geliyor. Ama boş ver, bu başka bir türküdür.