Fatma İpek

Ovada çok işsiz ırgat dolaşıyordu, kendileri gibi aç yoksul. Hepsi onlar gibi şaşkınlık içindeydiler. Tozları dizkapağına kadar çıkan yollardan tozutarak mavi, sarı, kırmızı, mor traktörler, biçerdöverler, kocaman kamyonlar geçiyordu, üstlerini yarım parmak kalınlığında toz bağlamış. Makinaların öz renkleri altında kalmış, soluk, belli belirsiz.
Sayfa 37 - Bazen diyorum ki bu betimlemeler keşke arada aklıma gelse de bu dünyadan uzaklaşsam...·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"O öyle edince gönül dedi ki kaldır orağı vur tepesine, ne olursa olsun. Ulan it oğlu it, biliyorsun, ölümcül hastasın, ne der de düşersin arkamıza. Dur durduğun yerde. Kal köyde, başımızın belası. Ne musallat olursun bize... Biz zaten..." Aşık Ali: "Hösük," diye kızdı, "ne istiyorsun garipten? Ekmeğimizi yediği, suyumuzu içtiği yok. Ne istiyorsun, bre kardaş, hasta bir adamdan? Allah zaten vurmuş ona vuracağı kadar. Bir de biz mi?
Sayfa 35 - Ulan Hösük batsın Çukurova sana, Aşık Ali gibiler de bu yüzden eziliyor kardaşını savunurken·Kitabı okudu
Dert üstüne söylüyordu, aşk üstüne, ölüm üstüne, yokluk üstüne, verem üstüne, sıtma üstüne söylüyordu. Kızılırmak, Seyhan, Ceyhan üstüne söylüyordu. Çukurova üstüne, sinek üstüne, gavur motorlar üstüne. Harap oladı dünya üstüne, mor sümbüllü sürmeli geyikli karlı dağlar üstüne söylüyordu. Toprak üstüne, zulüm üstüne söylüyordu.
Sayfa 31 - Yani, genç oğlan her bir parça için derdini herkes için söylüyordu.·Kitabı okudu
Gölgeleri ayaklarının dibine çekilmişti. Susadılar. Çukurovanın yazısında su nerede? Dilleri damaklarına yağıştı. Bir su buluruz umuduyla yürüdüler. Ortalarda ne köy vardı, ne bir şey. Öbek öbek ırgatlar geçiyordu yanlarından, kederli, yorgun, kahrolmuş, boyunlarını içine çekmiş, elleri böğürlerinde, tozdan yalnız gözleri, dişleri ışıldayan, avurdu avurduna geçmiş, yırtık, nakışlı yün çoraplar giymiş, sırtlarından ter fışkırmış adamlar... Selam verip selam aldılar.
Sayfa 21·Kitabı okudu