Masumiyet Müzesi'nde bekçiler, koleksiyonun havasına Füsun'un zevkine uygun olarak koyu ahşap rengi kadife takım elbiseler, içine açık pembe renkli gömlekler giymeli, müzemize özel Füsun'un küpeleri işlenmiş, kravatlar takmalı ve tabii çiklet çiğneyen ya da öpüşen ziyaretçilere de asla karışmamalı. Masumiyet Müzesi, İstanbul'da öpüşecek bir yer bulamayan aşıklara sonsuza kadar açık kalacaktır.
"Kitabı birinci tekil şahısla yazıyorum," dedi Orhan Bey.
"Nasıl yani?"
"Hikayenizi kitapta siz 'ben' diyerek anlatıyorsunuz, Kemal Bey.
Ben sizin ağzınızdan konuşuyorum. Şu günlerde kendimi sizin yerinize koymak, siz olmak için çok uğraşıyorum."
"Anlıyorum," dedim. "Peki siz hiç böyle bir aşk yaşadınız mı Orhan Bey?"
"Hmmmmm... Konumuz ben değilim," dedi, sustu.
"Dünyada daha görmediğim çok müze var," derdim gülümseyerek. Ve ona, kim bilir kaçıncı kere müzelerin sessizliğinin üzerimdeki ruhsal etkisini anlatmaya devam eder, dünyanın uzak bir kentinde herhangi bir salı günü, ücra bir mahalledeki unutulmuş bir müzede, bekçilerin bakışlarından kaçarak gezinmenin beni neden mutlu ettiğini ifade etmeye çalışırdım.
Utangaçlar ise, toplamak için toplarlar. Mağrur toplayıcılar gibi, başlangıçta onlar için de eşyaları biriktirme, okurun benim durumumdan da çıkaracağı gibi hayattaki bir acıya, bir derde, karanlık bir dürtüye bir cevap, bir tesellidir, hatta bir ilaçtır. Ama Utangaç koleksiyoncuların yaşadıkları toplum, koleksiyonları ve müzeleri önemsemediği için, toplamak bilgiye, öğrenmeye katkısı olan itibarlı bir şey olarak değil, saklanması gereken bir utanç olarak yaşanır. Çünkü koleksiyonlar utangaçların ülkesinde faydalı bir bilgiye değil, yalnızca utangaç koleksiyoncunun yarasına işaret eder.
Paris'te bu müzelerde gezerken, Merhamet Apartmanı'ndaki koleksiyonumdan utanmıyordum. Biriktirdiği eşyalardan utanan bir toplayıcıdan, yavaş yavaş mağrur bir koleksiyoncuya dönüşüyordum.
Sayfa 463 - KEMAL BASMACI KİŞİLİĞİNDEKİ ANALİZ·Kitabı okudu