Yurt dışında kendisine sorulan, bu devlet sizden ne istiyor bu kadar, sorusunaysa şöyle cevap verdi: "Onlara benden bir şey istemiyor! Ben onlardan istiyorum. Türkiye'de demokrasi olmasını istiyorum. Gelir dağılımın bu kadar berbat olmamasını istiyorum. Türkiye'nin doğusunda yaşanan savaşın bitmesini istiyorum. Türkiye böyle bir savaşa layık değildir. Bu savaş yürütüldükçe halkımız çürütülür. Ben halkımın çürütülmesine razı değilim."
Yaşar Kemal'i son yıllarında onca yaşına rağmen mahkeme mahkeme gezdiren şey de işte buydu. Demokrasi ve insan hakları konusunda kendini ortaya atan aktivist bir yazar olarak Kemal çok şey yazdı, çok yerde konuştu. Artık dayanamadığında da, "Bir insan barış istiyor diye yargılanmaz ki yahu!" diye sanık sandalyesinde isyan etti.
Birde söylenceler vardı tabii. Kemal'in kitaplarında Anadolu halkı gibi, Anadolu ağıtları, destanları, efsaneleri de fazlasıyla mevcuttu. Diğer deyişle Kemal kendi hikayelerini geçmişle birleştirip, onların tadını, kokusunu alıp yepyeni bir şekilde sunuyordu.
Yaşar Kemal halkla iç içe değildi, halkın kendisiydi. Kitaplarındaki mekanlar, kahramanlar, kullanılan dil hep Anadolu'ya aitti. Anadolu'nun çok kültürlü, isyankar, sevdalı havası kitaplarında çokça işlendi. Onu bu denli başarılı kılan şey de Kemal'in neredeyse yazdığı şeyi en ince ayrıntısına kadar bilmesinde, onu yaşamasında saklıydı.